Kitapların okunmak için zamanı olduğuna inanırım.Benim için de Çalıkuşu'nu okuma zamanı gelmişti.Kitapta Reşat Nuri'nin hayatından izler görüyoruz.Babasının askeri doktor olması nedeniyle kitapta bahsedilen şehirlerde bulunması, Fransızca öğretmenliği yapmış olması vb.
Toplumda kadın olmanın zorlukları diyince aklımıza gelenleri,her dönemde yaşanılan aynı sıkıntıları kitapta net bir şekilde gördük.Çalıkuşu'na söylenen ipek böceği, gülbeşeker, fındık kurdu vb lakaplar çilesine çile kattı diyebilirim.Bu yolculukta Hacı kalfa,Munise isimli kızın arkadaşlığı, iftiralardan korunmak için evlendiği yaşlı doktorun iyilikleri (Kâmran'ın yanına onun gönderdiği yazılmasa bile bilinirdi.) Ve pek çok iyi insan Feride'nin ayın 15'i karanlıksa 15'i aydınlık inanışını doğruladı.Kâmran'ı Her gittiği şehirde aklında taşımış olması bana şu satırları hatırlattı;
..Bilmem kaç kilometre yol gittim.
Evren kaydı.
Sen göğüs kafesimden milim kaymadın..
(Ezel Roz Manaz)
Kâmra'nın evlendiğini duyunca yine de bugün hayatımın en mutlu günü derken,batan dikene ağlaması hayatımın en kötü günü demesi çok inceydi.(Hepimizin o an tepki veremediği sonra hıçkırıklarla basit bir şeye ağladığı anlar olmuştur)
Öyle değil Kâmran" Ben, Gülbeşeker i sevdim" de dediği sahneye kalbimi bıraktım...
Kâmran'dan nefret ettiğini söylemesine rağmen en son kendine gerçekleri İtiraf etmesi, Munise'nin ölümü, evlendikleri gece kendisini odasından gönderen yaşlı doktora; "Babamsın benim" demesi çok etkileyiciydi...
Derdini derdim bildiğimden midir Feride'nin, kitap boyunca Kâmran'a kızgınlığım bitmedi.Feride'nin ne kadar sevmiş olduğunu bilsem de sonu böyle olmamalıydı diyorum,Selvi boylum al yazmalım finali geliyor aklıma affetmemeliydi Kâmran'ı diyorum.Aldatmasının yanında Feride'nin defterini okuyana kadar bir