Biz ona psikolojide “sahicilik hâli” diyoruz. Sahicilik hali aslında, sözü ortama göre ilk bükmemek, kendin cesaretini gösterebilmek ve kalabalığın sürüklediği yere doğru akıp gitmemek, tek başına, kendi yörüngemizde kendimiz dönebilmek, hayallerimizi ve değerlerimize sahip çıkmak ve bir içsel bütünlüğe ulaşmak demek.
Güzel insan eseri, onunla geçirdiğiniz güzel anlardı. Onun sesi, bakışı, konuşması, jest ve mimikleri içimizde o güzel alanını genişletir ve aydınlatır
Bu söz bana ara Güler’i hatırlattı. Bir gün bana “fotoğrafçı sanatkâr değildir“ dedin “neden?“ Diye sordum. “Çünkü sanat iddaa işidir“ dedi. “Fotoğrafta dikkat eder ve iyi bir gözlemcidir, sabırlıdır. Teknolojiyi kullanır ve anı yakalar. Yaptığı o kadardır. Sanatkâr, anı yakalayıp tekrardan yorumlar. Fotoğrafcı ise sadece dektaşöra basar .”
Ben, çağımızda ruhsal sıkıntıların önemli bir kısmının, güzelliği yeterince idrak edememiş olmamızla alakalı olduğunu düşünüyorum. O kadar çok çirkine muhatap oluyoruz ki bir süre sonra içsen kaynaklanır tükenmeye başlar. İnsan güzel karşısına vecd duyuyor, güzel karşısında ilahi bir tabiat olduğunu keşfedebiliyor. Kendi içindeki ve dış dışarıdaki güzelliği Keşfedebilen insan evladı, kendisinin mut bir alemin parçası olduğunu hissedebiliyor. Biz maalesef günümüzde hep kötü haberlerle, çirkin, insanı demoralize eden haberlerle muhatap olduğumuz için hem kendimize hem dışarıdaki dünyayı hem de insan evladına karşı bir itimatsızlık geliştiriyoruz. Bu güvensizlik bir süre sonra insanı yoruyor. Geçmiş senelerde bir çalışma yapıldı bu çalışma, insanın olumsuz haberlere muhatap olmasın onda ciddi bir şefkat yorgunluguna, merhamet yorgunluguna yol actigini ve insanın giderek empati melekesini kaybettiğini ve bu kadar yoğun bir kötü karşısında kendi içerisinde hissettiğini dile getiriyor