Giriş cümlesi kitabın özeti gibi . "Hayatımı mahvettim." yani Orhan içimi şişirdi de şişirdi . Mor mürekkep detayı var. Firdevs'in mektubunu mor mürekkeple yazması tesadüf olmasa gerek .
Melankolik, hasta, bohem, acıların kadını Firdevs. Yani Orhan'a bakıp nasıl böyle bir kadının peşine düştü dedim, Firdevs'e bakıp nasıl Fırat gibi erkeklerin peşinde dedim ama Firdevs'in terapistle konuştuğu bölüm baba kız ilişkisinin önemini ve bu durumun nedenini açıklamış oldu. Baba oğul- baba kız arasındaki ilişki kitabın genel sancısı diyebilirim. Motto cümleler çok fazla. ergen ya da hala aşka inandığım yaşlarda okusam ayy ne kitap ama derdim ama daral geldi okurken.
Cehennem nedir surusuna; " umutların kesildiği hayat, insanın kendini bağışlayamaması, ihtirasların doymadığı yer" cevabını vererek üç yerde cevaplamış.
İtalik yazılan "anna, singer, pelkan, kendine gel, aklını başına topla , game of thrones" neden italik yazmış yazara sormak lazım . Anna'yı anladım da diğerleri neden?
Sayfa 35 çok acıklı:(
Sayfa 58 ilk paragrafta sorgulanan mesele beni de dürter hep.
Baba-oğul çatışması güzel işlenmiş.
Malum kahramanımız Orhan Efendi akademik bir kişilik. Bu vesile ile akademisyenleri de inceden inceden yermiş yazar. Sayfa 42 son paragraf 4. cümle. her akademisyen için geçerli olmasa da bazıları için öyle. Sayfa 44 son paragraf mükemmel.
Sosyal olaylara göndermeler manidardı. Mesela Öldürülen turist . Bu olan hatırladığım nadir olaylardandır haberlere yansıyan mesela. Sonra göç yolunda olan mülteciler, korona...
Ayna metaforu güzeldi sayfa 104'teki . Aynada kendini arama detayı hani şu insanın kendine bilmesi yolculuğuna çok güzel gönderme idi. "ne ararsan kendinde ara" tasavvufi imgesi aklıma geldi hemen.
Güzel kelimeler de kattım kelime