-Aklıma gelmişken, diye ekledi Pinokyo, okula gidebilmem için bir şey eksik. Hem de en önemlisi.
+Neymiş o?
-Alfabem yok.
+Haklısın! Ama ne yapmalı bir alfabe bulmak için?
-Çok kolay bir kitapçıya gidip satın alırız.
+Ama para?
-Bende yok.
+Bende de yok, diye ekledi iyi yürekli yaşlı adam. Üzülmüştü. Çok neşeli bir çocuk olmasına rağmen Pinokyo’yu da bir üzüntü aldı. Çünkü çocuklar da anlar yoksulluksa eğer.
+Sabret biraz!
diye haykırarak birden ayağa kalktı Gepetto. Yırtık pırtık, yamalı eski kadife ceketini giydiği gibi koşarak gitti.
Biraz sonra döndüğünde elinde oğlunun alfabesi vardı, ama ceketi yoktu artık. Gömlekle kalmıştı zavallı adam, dışarıdaysa kar yağıyordu.
-Ceketin ne oldu baba?
+Sattım.
-Niçin sattın?
+Beni terletiyordu da ondan.
“Çok fazla savaştı. Normalde uzun süre önce ölmesi gerekiyordu. Ama ölmediği gibi, aynı zamanda hastalıkla ilgili olmayan biri gibi yaşamaya, sevmeye, gülmeye, ve şehirde dolaşmaya devam etti.”