"Garson mu?" derken yanında oturan arkadaşıyla bakışıp alaycı bir gülüşü paylaşıyorlar. Bu, o kadar komik ki gülmek istiyorum. Hayatta hiçbir şey başaramamış, sorumluluk almamış, kendini geliştirmekten bir haber olan insanların bir mesleği küçümsemeye hakkı olduğunu düşünmesi ne komik.
Sevdiğiniz insanları yitirdiğinizde artık hayatın bir parçası olmadıkları için onlardan bahsetmek kolay olmuyor. Onları güzellikle anmanın sevinci, hasret duygusunun acısıyla birleşip tuhaf ve sancılı bir duygu bırakıyor geriye. Neşeyi de hüznü de aynı anda yaşatan, hangisinin nerede başlayıp nerede bittiğini söyleyemediğim bir duygu bu.
"Unut deyince unutulmuyor, birisi boş ver deyince mucizevi bir şekilde geçmiyor yaşadıkların. O acı içine kemirip duruyor ve sen insanların çenesini kapamak için saçma sapan bir oyun oynamayı göze alacak hale geliyorsun."
"İnsanlar sürekli konuşurlar Mısra. Herkes sana akıl verir. Herkes ne yapman gerektiğini söyler. Sanki sen bilmiyormuşsun gibi. Ama ne kadar bilsen de, dinlesen de, inkar etsen de atlatamadığın şeyler olur."