İnsanlar bütün gün çalıştıktan sonra bürolardan çıkıyor, evlere ve meydanlara neşeyle bakıp bu kentlerin kendi kentleri olduğunu “güzel bir burjuva kenti” niteliğini taşıdığını düşünüyorlar. Korkmuyorlar; evlerinde gibi hissediyorlar. Musluklardan akan ehlileştirilmiş kent suyundan, düğmeye basınca ampullerden yayılan ışıktan, payandalarla desteklenmiş melez ağaçlardan başka şey bilmezler. Her şeyin bir mekanizmaya uyarak ortaya çıktığını, dünyanın belli ve değişmez yasalara göre işlediğini her gün yüz kere görürler.