S.v.d.k.y.l

S.v.d.k.y.l
@__selsebil__
Hemşire
29 okur puanı
Mayıs 2026 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
10/10
·280 syf.·
2026 91. kitabı
“İnsan bazen kendi hayatını yaşadığını sanıyor… Oysa bazı duygular, biz doğmadan çok önce başlamış oluyor.” “Seninle Başlamadı”, yalnızca okunacak bir kitap değil; insanın ruhunda yıllardır kilitli duran kapıları sessizce aralayan bir yüzleşme. Seninle Başlamadı’nı okurken kendimi bir kitabın içinde değil, kuşaklar boyunca taşınmış suskunlukların arasında yürüyormuş gibi hissettim. Bazı sayfalarda durup uzun uzun düşündüm. Çünkü insan bazen en çok, adını koyamadığı duyguların içinde kayboluyor. “Nesiller boyunca taşınan acılar, unutulduklarında değil; konuşulmadıklarında güçlenir.” Bu cümleyi okuduğum an anladım ki içimizde büyüttüğümüz bazı korkuların, bazı kırgınlıkların ve sebepsiz sandığımız yalnızlıkların kökü çok daha derinlerde saklı. Kitap boyunca sürekli geçmişe döndüm; kendi hikâyeme değil, belki de bana hiç anlatılmamış hikâyelere… “İnsan, bazen hiç yaşamadığı acıların ağırlığıyla yorulur.” Kitabın en etkileyici yanı buydu benim için: İnsanı suçlamadan gerçeklerle yüzleştirmesi… Kırmadan, sessizce içine dokunması… Ve yıllardır taşınan yüklerin nedenini anlamaya çalışırken insanın kalbine umut bırakması… Bazı kitapların altını çizersiniz. Bazılarıysa doğrudan içinize yazılır. Bu kitap benim içime yazıldı. Her bölümde kendimden sustuğum bir parçaya rastladım. Geçmişin sadece yaşanıp biten bir şey olmadığını, bazen insanın ruhunda nesiller boyunca yankılanabildiğini gördüm. “Travma, başımıza gelen şey değil; içimizde yaşamaya devam eden şeydir.” Belki de bu yüzden bazı insanlar neden kırıldığını bilmeden kırgın, neden yorulduğunu anlamadan yorgun yaşıyor. Kitap bana şunu hissettirdi: İyileşmek sadece kendini anlamak değil; senden önce acı çekmiş insanların sessizliğini de fark edebilmekmiş. “Bazı yükler omuzlarda değil, insanın kalbinde taşınır.” Uzun zamandır
1000Kitap
Seninle BaşlamadıMark Wolynn · Sola Unitas Yayınları · 202118,1bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Melankolikseniz buyrun derim :)
7/10
·80 syf.·
2026 59. kitabı
Yarasaların Avlusunda, insanın içini sessizce kanatan şiirlerden oluşuyor. Şükrü Erbaş bu kitapta yalnızlığı, kırgınlığı ve insanın kendi içine sürgün oluşunu çok sade ama ağır bir dille anlatmış. Bazı dizelerde öyle bir durup kalıyorsun ki şiiri okumayı bırakıp kendi hayatını düşünmeye başlıyorsun. Özellikle baba, çocukluk, yoksulluk ve memleket duygusu kitabın omurgasını oluşturuyor. Kitabın en güçlü yanı samimiyeti. Şiirler “güzel görünmek” için yazılmamış; yaşanmışlık hissi çok yoğun. Ama yer yer aynı melankolinin tekrar ettiğini düşündüm. Bazı şiirlerde duygu çok güçlü olsa da imge açısından birbirine yakın duran bölümler kitabın temposunu düşürüyor. Yine de bu tekrar hissi bile şairin içinden çıkamadığı o karanlık ruh haline hizmet ediyor gibi. Kitapta altını çizdiğim en etkileyici satırlardan biri: “İnsan en çok kendi avlusunda yalnızdır.” Bir başka yerde ise insanın içini sessizce acıtan şu duygu var: “Bazı acılar büyür, insan küçülür.” Şükrü Erbaş’ın dili bağırmıyor; tam tersine sessizleşerek etkiliyor. Bu yüzden kitap bir çırpıda okunmuyor, sindire sindire ilerliyor. Her şiir biraz durup düşünmek istiyor. Eğer umut veren, hareketli şiirler arıyorsanız kitap size ağır gelebilir. Ama insanın iç dünyasına dokunan, kırgınlıkları dürüstçe anlatan şiirleri seviyorsanız kesinlikle iz bırakacak bir kitap.. Keyifli okumalar ...
Yarasaların AvlusundaŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2024442 okunma
10/10
·46 syf.·
2026 57. kitabı
Bazı şiir kitapları vardır; okursunuz ve biter. Bazılarıysa içinizde uzun süre konuşmaya devam eder. İbrahim Tenekeci’nin “Üç Köpük”ü tam olarak ikinci türden bir kitap oldu benim için. İncecik bir kitap olmasına rağmen insanın içine ağır ağır çöken bir tarafı var. Sanki şair bağırmadan, gösteriş yapmadan, yalnızca kalbinizin en sessiz yerine konuşuyor. Tenekeci’nin şiirlerinde en çok sevdiğim şey şu oldu: acıyı bile zarif bir dille anlatması. Hüzün var ama karanlık değil; kırgınlık var ama öfkeye dönüşmüyor. Her dize insanın içinden geçen ama tarif edemediği duygulara benziyor. “Canımın berisindeki yangından Kaçırabildiğim tek şeyi Elleri açık düne vermedim inadımdan.” Bu dizeleri okurken insanın geçmişe karşı verdiği o sessiz savaşı hissettim. Hepimizin kaybetmekten korktuğu bir şey vardır; bir anı, bir insan, bir his… Şair burada yalnızca bir cümle kurmuyor, insanın içine sakladığı son şeyi anlatıyor sanki. Bazen sırf unutmadığımız için ayakta kalıyoruz. “Gidenleri öp benim için, çünkü benim Ceylan bakışlı bir kırlangıçtan Bile mahcup ruhum var.” Bir insanın kırılganlığı ancak bu kadar ince anlatılabilirdi sanırım. “Mahcup ruh” ifadesi günlerdir aklımda. İnsan bazen dünyaya bile çekinerek bakıyor; sevdiği insanlara, geçmişine, kendine… İşte o utangaç kalp hâli bu dizelerde yaşıyor resmen. “Mutluyum, çünkü yenilmeseydim Ey hırs, ben senin ürkek ülkenim Diye bitmeyecekti şiirim.” Belki de kitabın en vurucu tarafı buydu: yenilgiyi bile insanı olgunlaştıran bir şeye dönüştürmesi. Kazanmak değil, kırılmak büyütüyor bazen insanı. Şair bunu çok sade ama çok derin söylüyor. Ve şu dizeler… “İçimden dedim, beraber yürüyelim olur mu…” Bir şiir bazen sadece bir cümledir ama insanın bütün yalnızlığına dokunur. Bu kitap bana tam olarak bunu hissettirdi. Sanki modern dünyanın
Üç Köpükİbrahim Tenekeci · Profil Kitap · 20202,057 okunma
Kesinlikle şans verin..
10/10
·293 syf.·
2026 56. kitabı
Hamnet bittiğinde uzun süre elimde kapalı halde tuttuğum kitaplardan biri oldu. Çünkü bu roman yalnızca anlatılmıyor; insanın içine işliyor. Maggie O’Farrell, birkaç yüzyıl öncesine ait bir hikâyeyi öyle canlı, öyle dokunulabilir bir hale getiriyor ki okurken sayfaların arasından toprak kokusu, şifalı otlar, yağmur ve kayıp duygusu yükseliyor. Kitabın merkezinde bir ölüm var ama aslında anlatılan şey ölümden çok geride kalanların taşıdığı sessiz ağırlık. Bir annenin çocuğunu sezgileriyle korumaya çalışması, bir babanın sevgisini kelimelere dökememesi, kardeşler arasındaki görünmez bağ… Her şey o kadar incelikli yazılmış ki bazı cümlelerin altını çizemedim bile; çünkü hissettirdikleri kelimelerden daha büyüktü. Agnes karakteri beni özellikle derinden etkiledi. Güçlü ama kırılgan, doğaya ait ama yalnız, sevdiği insanlara dokundukça onların acısını da taşıyan biri. Onu okurken bir karakterden çok gerçek bir insanın yasına tanıklık ediyormuş gibi hissettim. Roman boyunca yaklaşan trajediyi bilmek ise okuru sürekli ince bir hüzünle baş başa bırakıyor. Sanki her güzel anın üzerine gölge düşüyor ama yine de o anların kıymeti daha da büyüyor. O’Farrell’in dili inanılmaz zarif. Acıyı dramatikleştirmeden, sessizce anlatıyor. Bağırmıyor ama tam da bu yüzden daha çok sarsıyor. Özellikle kayıp sonrası evin değişen havasını, insanların birbirine bakışındaki farklılığı anlatışı beni çok etkiledi. Bazı bölümlerde kendimi okumuyor da yas tutan bir ailenin içinde dolaşıyormuş gibi hissettim. Ve belki de kitabın en vurucu yanı şu: İnsanların isimleri, hikâyeleri ve sevgileri yüzyıllar geçse bile tamamen kaybolmuyor. Bir çocuk, bir anne, bir aile… Hepsi edebiyat sayesinde yeniden nefes alıyor. Hamnet, benim için yalnızca bir roman değil; sevginin, kaybın ve hafızanın insan ruhunda
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,3bin okunma