“… Onun kendi cümlelerini kendisi kurmaktan çok, duruma ve söylemek istediği şeye göre, geçmişte işitmiş olduğu kopuk cümle parçalarını kullandığının bilincine vardım; örneğin bir yiyecekten, ancak o yiyeceği kendileriyle birlikte yemiş olduğu insanların sözcükleriyle anlatabilmiş, sevincini ancak aynı sevinci paylaştığı insanların o gün söyledikleri cümlelerle dile getirebilmiş gibi.”