Bazı anıların kokusu var sanırım. Muhtemelen bir tek benim yaşadığım bir his değil ama tarifi karmaşık, pek çok kez anlamsız. Hoşuma giden hatıraların tamamında güzel bir koku alıyor gibi oluyorum. Güzel olan şeyleri daha fazla hatırlamama yardımcı oluyor sanki bu his. Babamın çocukken benim için yaptığı şeytan uçurtmalarının kokusunu alıyorum bazen, uçurtmanın kokusu mu olur demeyin, oluyor. Bir yaz gününün kokusunu alıyorum, bisiklet sürmekten dermanımın kalmadığı, yemek yemeyi unuttuğum, eve geç kaldığım için tatlı azarlar işittiğim yaz günleri. Ekseri bir mercimek çorbasının kokusu geliyor hemen peşi sıra. Annem yapmış belli. Alelade bir mercimek değil bu diyorum. Sonra gelincik dolu tarlalar geliyor gözümün önüne, cırcır böceklerinin sesi, daima güneşten yanan burnum..Hemen peşi sıra çiçek kokuları; ara sıra baygın, arasıra hoş. –ben çocukken tarlalar gelincik dolu olurdu, zirai ilaçlama bu kadar yaygın değildi o zaman–
Kimi zaman lisede okul çıkışı volleybol oynadığımız zamanların kokularını alıyorum. Yorulmadığımız, henüz şikayet etmediğimiz yaşlarımız, hafif rüzgarlı bir havanın alıp getirdiği kokular, insan sesleri, mutlu eve dönüşler.
Annem...
Öyle sanıyorum bazı anların hatırasını yaşatmak, diri tutmak için beynimizin başvurduğu bir hile bu. Hani burnumda tütüyorsun diyoruz, galiba öyle bir şey oluyor. Bir şeyler, bazı şeyler burnumda tütüyor. İşte böyle şeyler yaşıyorum arasıra. Özlem de diyoruz, özlemek de. Kıyıda köşede kalmış ne varsa onu özlüyorum sanki. Kıyıda köşede kalmış olanlar burnumda tütüyor...