Erbain (Kırk Yılın Şiirleri)

·
Okunma
·
Beğeni
·
20578
Gösterim
Adı:
Erbain
Alt başlık:
Kırk Yılın Şiirleri
Baskı tarihi:
1987
Sayfa sayısı:
119
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İklim Yayınları
Baskılar:
Erbain
Erbain
Erbain
Erbain
Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?
Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?
-Yaşama!
-Ya bileydim?
Yazar: Mıydım
Hiç: Şiir.
240 syf.
·18 günde
Muazzam tek kelimeyle harika. Duygu, heyecan, aksiyon olan çok başka bir şey.
Erbain, ne demek Erbain Arapçada 40 anlamına gelir, bizde kullanımı ise "Hicri takvime göre 22 Aralıktan 31 Ocağa değin süren kırk günlük kış dönemi.", Şiilikte, hicrî takvime göre Aşure Günü'nden 40 gün sonra gelen Safer ayının 20'inci gününe verilen isimdir. Nerden, neden peki bu isim, İsmet Özel'in daha önceki yayınlanan;
Geceleyin Bir Koşu (1966), Evet, İsyan (1969), Cinayetler Kitabı (1975), Celladıma Gülümserken (1984), kitaplarını tek kitapta toplayıp, bu kitabın ismini Erbain koydu. Çünkü bu şiirler şairin 40 yaşına kadar yazdığı şiirlerinden oluşuyor. Erbain'de burdan geliyor bir nevi bu kitap kırkıncı gün olan Erbain gibi şairin gün değil 40 yıllık riyazetinin sonucu ortaya çıkan muhteşem eser.
Şiirler ama ne şiirler; kitap "yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?" mısrasıyla başlıyor, "Yazık, şairler kadar cesur değilim " ile devam ediyor ve "Ben, İsmet Özel, şair, kırk yaşında." dizeleri olan şiirle bitiyor. Tam 54 muhteşem şiir var kitapta ama hangisini yazayım size hangisini anlatayım. Amentü'yü mü, Mazot'u mu, Evet İsyan'ı mı, yoksa "Elbet bir hinlik vardır seni sevişimde " diye başlayan Kan Kalesi şiirini mi? Bakın, karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak şiiri de çok güzeldir, ismini en fazla beğendiğim şiirse "Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Resmin Arkasındaki Satırlar" isme bak, şiirin ismi bile şiir gibi.
İsmet Özel, özel bir insan, her daim muhalif, kendi deyimiyle nesli tükenmiş bir insan. İsmet Özel'in şiir gücünü ve bir süreç halinde ideolojik dönüşümünü görebilmek için bu kitabı okumanız gerek.
Bıkmıyorum okuyor, okuyor, sonra dönüp tekrar okuyorum. Ama bu şiirleri okumaktan daha güzeli var doğrudan İsmet Özel'den dinlemek, kendi şiirlerini İsmet Özel kadar güzel okuyan bir şair de yok hani. Çoğu alıntımda link attım dinlemenizi tavsiye ederim.
Hatta en sevdiği şiirleri bırakayım şuraya bakarsınız belki
Amentü #26567920
Evet, İsyan #26444155
Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar #26706846
Mazot #26492201
Karlı Bir Gece Vakti Bir Dostu Uyandırmak #26545858
Yıkılma Sakın (Ölüyoruz, Demek ki yaşanılacak...) #26491953
240 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Uzakta, kendinin bile ücrasında yaşayan, sürgüne uğradığı bu pıtraklı diyarda,
dar çünkü dargın havsalasının taşımaya güç yetiremediği bu dünya
ve içinde kıvrak bir küheylan gibi debelenen bu yaşamak arzusu boğarken O’nu;
itiraz eden, direngen ve aksi
ruhun bu kırgın ikindisinin,
iyice işittim, hırçın ve alazlı sesini.
Öyle ki yineledi bendeki bu yansımasını, tekrar ederek sürekli.
“Biraz üzgün ve Ömer öfkesinde biraz” dedi.

Değil bu bir güzelleme ya da bir iltifat metni.
Çok mu seviyorum ben bu adamı?
Muhtemelen aynı yerde yaşamaya çalışsak,
kısa sürecek ortak yaşama çabamız, o dar mekandaki.
Ancak gözleri nemlenecekken
gözleri namluya dönen bu adamla da yakın eden bizi,
çektiğimiz dünya ağrısıdır, sürgüne gönderildiğimiz
bu pütürlü - pıtraklı diyardaki.
Bir de adımızın insanların hizasına yazılmasından dolayı
her gün yepyeni rüyalarla ödenen bu cezaya olmaklığımız, müşteri.

Ondandır, ‘üzerine yüreğinden başka muska takmadan konuşmak isteyen’
şairin söylemesi, bu ‘durgun suyun sayhası’ nın dile gelmesi
ve zihnimde o nağmelerin sürekli kendini terennüm etmesi.

Ondandır, kor yürekle çıkıp bir tepenin ardından
‘her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar’
güçlü nidasıyla ünleyen seste bulmam kendimi.

Kuşun ölümünde incinen ruhu;
‘ölüme, ölümlülüğü yakıştırabilmek için
cesetlerle bezerken güzel olan her şeyi’,
Gelmiş geçmiş bütün gölgeleri deneyen
elleri ise hala pençe gibi.
İyice işittim işte, ikna olmaz biçimdeki bu aykırı sesi.

Fırtınalı ruhun derin savruluşlarında
‘sökmedi hoyrat kuralları faşizmin’, ama
yine de debelenmekteydi devrimci olan beyni.
Sonrasında Vareden’in kayrasıyla var olup,
eşrefi mahlûkat nedir bildi.
Gökyüzüne göndere çektiği yüreğiyse
çatlayacak kadar aşkî.
Vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi.
Öyle ya ‘halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti’.

Kana çakıllar karıştıran isyan duygusunu
kendine katık etti ve dalaştı, sarsak hırgürüyle dünyanın.
Dünya ki ruhunda kaynar adımlarla gezinen hain sevgilisi.

Türk şiirinin en güzellerinden bazılarının şairi.
‘cesur ve onurlu diyecekler
halbuki suskun ve kederli’
Bu eser de fırtınayla, şiirle geçen ömrün
Kemâl noktası, erbaini.
240 syf.
Kemikler dayanıyor sırtıma, Karbon14 metoduyla kaç yıllık olduğumu öğreniyor ismini telaffuzunda zorlanacağım ecnebiler. Bir karbon olmasa kıymeti bilinmeyecek tamtur yüzükler takmışlar parmaklarıma boğumları kalın, modern ve belki milenyum çağı zevklerini mesned edinince. Milenyum çağına bir şiir sermişler, sahibini sorunca biri Allah demiş öteki Nazım Hikmet Ran! Nazım Hikmet Ran'ı mülahaza içinde bulundurmaktan imtina ile uzaklaşmışım, zaten Büyük İnsanlık için yazdıklarını da sevmemişim, içim almamış. Büyük insanlığa da inancım kalmamış, şiire ki kendisi büyük bir şuursuzluktan başka bir şey değil diyerek mecnunluğa itibardan kendimi alıkoymuşum.

Ben bir kitap okudum, annem buna "kitêb" der. Hakikatli olan her kitaba öyle isim verir, kendi Mezopotamya kültürünün getirisiyle. Bir de medresede okuduğu kitaplara "kitêb" dediğini dikkat-i nazara alınca hakikatinin menbaını idrake başlıyorum. Yeni Hayat'ta diyordu ki Orhan Pamuk, "Bir kitap okudum ve hayatım değişti." Oradaki kitaptan kasıt, belki de "kitêb"di, bir analoji ile başlamıştır Pamuk... Hem Pamuk, Sessiz Ev'de Doktor Selahattin ile Abdullah Cevdet'ten bahsetmiyor muydu yani? Hep imgelerle ilerlemiyor muydu? Bunları ideolojilerden soyunmuş çırılçıplak bir zihinle konuşmak biraz erotik biraz Eros okuyla isabet ettirmek isterdim. Şimdi herkes hicap ediyor çıplaklıktan, ancak hayanın sebebi normlar, yoksa Allah'la yalnız kalmak da değil.

Erbain, kırk gün manasına geliyor. Arabî lisanında kırk böyle okunur. Kırk yılın şiirlerini topladığı bu kitapta -kitêb, kaç defa tekerrür ile hafızada diri kalır bu kelime?- 54 şiiri yer alıyor. Kronolojik bir sıralama ile ilerlediği bu harikulade şiir kitabının 16. basımını edindim- Tabii, bundan size ne değil mi? Öyle değil, 16. basım önemli çünkü her şey ben okurken oldu, bunu bilsin insanlar!- ve kaçıncı kez okuduğumu şu an ayırt edemiyorum. Şeyi - eşyaları- kaçıncı kez okuyunca anlaşılır der Bandura? Sosyal Öğrenme Kuramı ya da bilişselci ağabeyler hanımefendi ablalar ne der buna? Söz konusu İsmet Özel şiiriyse, Marx da okumalı insan, şizofreni olan Rus balet Vaclav Nijinski'yi, Fransız şair Arthur Rimbaud'u da bilmeliyiz. Avusturyalı besteci Gustav Mahler'i, Valentina Tereşkova'yı bilmeden İsmet Özel'i anlamak mümkün değil. Okumadan Kitab-ı Azimüşşan'ı hele hiç mümkün değil. Mümkün olmayan şeylerden başladım anlatmaya oysa hata ettim. Mümkün olanlardan başlasaydım daha kısa sürecekti. Daha kısa süreceği için de belki daha anlaşılmaz. Belki derken, "kesinlikle" manasını veriyorum kurduğum cümlelerde. Zira belki kelimesinin bile kökü bal ki'den gelir, bal gibi lafzına mana olarak benzetebiliriz de, kökeni de Farsî. Farsî derken aklıma Selman-ı Farisî geldi. –teda-i efkar- Selman'ül Hayr lakabına mazhar olmuş, şu lakabın güzelliğine bakıp gıpta etmemek olur mu? Gıpta etmek iyi bir şey mi? Şuhla varıyorsa hayır, sehavete eriyorsa evet.

Erbain kitabının önsözü mahiyetinde 9-10 yaşlarında yazdığı bir şiirle giriş yapıyor. Söz konusu şair İsmet Özel olunca diyorum ki - çünkü şiirler, onu söyleyenle biraz daha anlam kazanıyor yahut kaybediyor- ne büyük bir idrak. Henüz somut işlemler dönemini yeni bitirmiş biriyken üstelik, bunu Piaget ağabey diyor. Kitapta 1953 ile 1984 arasındaki şiirler yer alıyor. Hangi birinden başlamalı? Ben de kronoloik bir sıralamayla mı ilerlemeliyim? Zamanı kim parselliyor? Devlet-i Aliyye-i Muhammediye devrini de kurulma, ilerleme, dağılma, gerileme ve duraklama ve hatta çöküş (!) olarak isimlendirenler mi? İsimlendirme yetkisi kimin ve isimlendirmek ne demek anlamına gelir?
Evet, konu dağıldı, konu ufalandı;
"dağılmak eskilerin dilinde ufalanmak anlamına gelirdi
iz sürerlerdi irileşmek, ulaşmak, toparlanmak için
biz yeniler bir an önce dağılsak bari deriz
korkarız kaybolmaktan çokluk içinde. " -Şivekârın yolculuğudur, Bir Yusuf Masalı-

İsimlendirmek, bir güç olduğunu kanıtlamanın en temel yoludur. Orta Çağ örneğin, ecnebiler için Karanlık Çağ'dır. Biz ne demişiz buna? Biz de "belî, karanlık çağ" diyerek üstünü yasemin kokulu şiltelerle küfre bulamışız. Setretmek de değil ki bu, zira ziynet olan setredilir, kötü olan küfre bulanır. Bir çocuk doğduğunda kulağına ezanı okuyan evde iktidar sahibidir, çocuğa isim veren bir kudret göstermiştir. Biri kalkıp Devlet-i Aliyye-i Muhammediye'ye Osmanlı İmparatorluğu demiş, öteki "hasta adam" –seni hain Kostok Rus çarı 1. Nikolay!- hepsini baş üstüne koymuş, kabul etmişiz. Şimdi Devlet-i Aliyye konusunu anlatmadan devam edeyim.

1962 yılının şiirleri içerisinde bulunan -kendisi o zaman 18 yaşında- Bakır Tenli Yapraklar şiiri beni inanılmaz etkiledi. Biraz bunu irdelemek istiyorum ve bunun için evvela bir Hadis-i Şerifle başlamak istiyorum;
“İnsanlar altın ve gümüş madenleri gibidir. Cahiliye devrinde hayırlılarınız, İslam devrinde de hayırlılarınızdır."

Bu hadis-i şerifin ilk cümlesine odaklanmak istiyorum. İnsanlar altın ve gümüş madenleri gibidir. Altın her daim kıymetli, peki gümüş? Altına kıyasla biraz daha az. Kıyası artıralım, peki bakır? Bakır kendi içinde bir değere sahip. Altın olabilir mi hiç bakır? Olamazsa ne yapmalı? En iyi bakır olmalı. İnsanların kimi bakır tenlidir. İnsan, topraktan gelmedir. Öyleyse toprak tenli desek bir insan için hiç yanlış değil. Bakır özü için göndermedir. Belki altın olamamış ve dahi gümüş olamamışlara göndermedir? Bakır, kalaylanınca kiri çıkar. Kalaylanması için yanması lazım, yanması için ustası. Yandıktan sonra temizlenmesi lazım bir kumaşla. Parıldaması çok sürmez, yine dünyanın kiriyle haşır neşir olunca döner kararmış bir madene. Aksi takdirde saf denmesi de işe yaramaz olur.

Zaman zaman şiirleri anladığım ölçüde şerh ediyorum, şerh çok iddialı oldu belki ama kendimce anlamını bulmaya çalışıyorum. Kendi penceremden bakıyorum Amentü'ye, Münacaat'a ve Muş'ta Bir Güz İçin Prelüdler'e.

Caravaggio'nun The Sacrifice of İsaac'ten uzattığı eli tutarız İsmet Özel'in şiirlerinde. Şiirlerinde tuttuğumuz el nefsimizin elidir. Tabloda resmedilen Hz. İbrahim aleyhisselamın Allah'a kurban etmek üzere olduğu anda Cebrail aleyhisselam vasıtasıyla gelen koçu resmeder. Nefsimizin elidir bu el, zira nefsin türlü mertebesi vardır. İlk basamakta nefs-i emmareye giydirir İsmet ağabey. Kendisiyle kavgalıdır, henüz 73'e ermeden, 74'e varmadan evvel de bu kavganın ilk muhatabıdır kendisi.

"çeşme var, kurnası murdar
yazgım
kendi avucumda seyretmek kırgın aksimi."
diyen İsmet ağabey, kırgın aksiyle bana öyle geliyor ki narkissos'a da gönderme yapmıştır ve bu konuya ve isme sahip bir Ovidius şiirine de. Kendi avucunda kırgın aksini insan nasıl seyreder başka? Belki el falıyla. Elfabeyle yahut. Sadece şu dizelerle dahi mite, fala gönderme yapan bir şair var karşımızda. Üstelik kendisini cesur bulmayan bir isim olarak. -"yazık, şairler kadar cesur değilim" Karlı Bir Gece Vakti Bir Dostu Uyandırmak-

"vay beni leylak kokusundan çoban çevgenine arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık!"
Bu dizede geçen leylak, şehirde sık sık görülen bir çiçek. Oysa çevgen -kimi yörelerde çevgan denir- öyle değil, dağlarda yetişir. İsmet ağabey, şehirden dağlara göçüşünü anlatıyor.
Arasta, aynı çeşit ürünlerin satıldığı bir çeşit çarşı. -Buraya bir edit: Aslında aynı çeşit ürülerin satıldığı yere kapan denir, ancak benzer ihtiyaç ürünlerinin satıldığı klasik bir çarşıdır arasta, burada açık ve kapalı olmak üzere iki çeşit de barınır.- Aynılıktan dem vuruyor. Irmaklara çark ediş; değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu en çok bu metaforla anlatırız. Suyun akışıyla bir değişim peyda olur, asla su bir önce nanosaniyedeki ırmakta değildir. İsmet ağabey, şiirinde bir itirafta bulunuyor. Medeniyet denen tek dişi kalmış canavardan yüzünü dönüşünü anlatıyor. Allah'a bir yalvarışta bulunuyor. Zaten bu şiirini de İslam'a girdikten sonra yazıyor.

"bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı
ölmedim genç olarak, ölmedim beni leylak
büklümlerinin içten ve dıştan sarmalandığı günlerde"
Yani eski inanç ve anlayışıyla göçüp gitmeden, şehirden dağa göçünü anlatır, itiraflarını anlatır bu şiirde.
Akla bir soru geliyor, İsmet ağabey için şehir, medeniyet nasıl bir anlama sahip? Şehir onun için özden uzaklaşmaya tekabül ediyor. Kentleşme, medenileşme -Medinelilik, medenilik kavramına denk düşüyor.- Aslında sonradan türeyen, tamahkârların yamadığı bir kavram olarak bakan İsmet ağabey, Batı medeniyetiyle birlikte tüm uydurulmuş medeniyetlere karşı duruş sergiliyor. İslam bir medeniyete ihtiyaç duymaz diyerek, zaten sünnetin ve vahyin yeterince şumüllü olduğuna vurgu yapıyor. Medeniyet, kentleşme adı altında çarpık algıların sövgüsünü yaparak İslam'ın da medeniyet denen tek dişi kalmış canavarla mücadelesini de kâfi bulur; bulmamak namümkün, amümkün ve hatta imümkün.

Baştan sona bir şiirini şerh etmek sayfalar süreceği için buna yeltenmeden sözlerimi sonlandırmaya niyetleniyorum. Umarım hakkıyla okuyup anlarız beyefendiyi, anladığımın onda birini dahi söylememiş vaziyetteyim. Aklıma takılan şeyler de var elbette. Örneğin erbain kavramı, kırk güne işarettir. Ancak bu kırk gün kışın ilk kırk günü müdür yoksa yazın mı? Söz konusu İsmet ağabeyken ona kışın kırk günü diyerek klasik bir açı getirmek yeterli gelmiyor. Kürtçede kışın ilk kırk günü için “çilê zivistanê” yazın ilk kırk günü içinse “çile havînê” deniyor. Sanki yazın ilk kırk günü, onun yakıcılığına bir gönderme var, ben hiç değilse böyle anlamak istiyorum.

Son olarak İsmet ağabeye, özellikle ağabey hitabını uygun görüyorum ki; kendisinin de ilkokuldan bu yana yazımı konusunda tembihlerle öğretildiği biçimiyle “ağabey” yazdığını ve buna bir titizlikle yaklaştığını öğrendim. Öyleyse var ol İsmet ağabey, muhabbetle.
240 syf.
40 yıl yaşlandım..
Gerçekten ' kırk yılın şiirleri ' tamlamasını yerine getirmiş bulunmakta.

Şiiri çok seven üç arkadaşıma en sevdikleri şairi sorduğumda (size yemin edebilirim) üçü de İsmet Özel demişti. Hatta ikisinin en sevdiği şiir de ' Amentü ' idi. Dedim neymiş bu? Nihayet anlamış bulunmaktayım.

/ Haydar Ergülen'in bir röportajında İsmet Özel'in çok iyi bir şair olduğunu ancak onu hiç sevmediğini söylemesi ile dikkatimi çekmişti. Az araştırınca Madımak Katliamı sonrası sözlerinin, ayın ırkçısı seçilmesinin vs.haberlerini okudum. Bunlar benim önyargılı duruşuma sebep olmuştu. /

İsmet Özel'in kişisel hayatındaki dengesizlikler, siyasi düşüncelerinin gelgitligi ( Terazi sanmıştım ama başak burcuymus.) şiirlerinin yıllara göre olan tasnifinde hissediliyor.

Gelgelelim şair o kadar farklı boyutlarda geziyor ki , hangi söylediği gerçek hangisi ironi ben kestiremiyorum.
Çok farklı. Bir kere okuyunca onun çekimine kapılacaksınız. Ne desem doğru ifade edebilecegime emin değilim. İfade edebileceğiniz kelimelerin sınırlılığı değil zor olan. Sınırsızlığı. Hani bu kadar çok sıfatı nasıl bir araya topladın?

Kitabın son şiirinde demiş ya :
' evi Nepal'de kalmış
Slovakyalı salyangozdur ruhum '

Öyle bir şair işte. Ne olduğunu o bile anlamamış sanki.


Okuyun. Belki sizin de en sevdiğiniz şair olacaktır. Sevgiyle kalın :)
240 syf.
Şair, “Beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım.” dizesiyle İslâm’ın dua lisanına yakın bir söylemi benimser.

İsmet Özel aynı zamanda kısa ve çarpıcı dizelerle okuru bir anda sarsan etkili bir şiir üslubu ile adından söz ettirmiştir.
Şiirlerinin ana temasını ise yabancılaşma, başkaldırı, bunaltı, özgürlük gibi günümüz insanının en temel sorunları oluşturur.

Modernleşmenin getirdiği yabancılaşmaya başkaldırmış, İslâmi değerleri kimliğinin en özgün ve işlevsel koruyucusu olarak görmüştür

*Telaş içinde kendime bir devlet sırrı beğeniyorum
çünkü bu, ruhum olmasa da saklanacak bir şeydir
devlet sırrıyla birlikte insanın
sinematografik bir hayatı olabilir
o kibar çevrelerden gizli batakhanelere
yolculuklar, lokantalar, kır gezmeleri
ve sonunda estetik bir
idam belki!

*ölüyoruz, demek ki yaşanılacak.
240 syf.
·18 günde·Beğendi·10/10
Şair, yazar, düşünür. Türk edebiyatının en iyi ama aynı zamanda en çok tartışılan isimlerinden biridir İsmet Özel. 1963 yılında yayımladığı ilk şiirlerinden itibaren, Türk şiirini biçimlendiren ve kendine has bir yol çizen özgün şairlerden biri olmuştur. Ancak dini ve siyasi ideolojisinin zaman içerisinde farklı noktalara kayması sonucunda tartışmaların içerisinde de yer almıştır. İsmet Özel, şairliği haricinde, aynı zamanda bir fikir adamıdır. Onun düşünsel gelişimi, şiirini de etkilemiştir. Şiire ilk başladığı yıllarda Özel, marksist eğilimler göstermiştir. Sonrasında hem sosyalizme hem islamiyete yönelişi şiilerini etkilemiştir. Şiiri insanın varlığına dair özel bir bilgi olarak kabul etmiş, bir şair olarak kendinin anlamını ve şiirinin anlamını içinde yaşadığı toplumun anlam dünyasında araması onu Türk şiirinin büyük şairlerinden biri yapan sebeplerdendir.

Kısaca İsmet Özel'i tanıdıktan sonra Erbain'e gelecek olursak... kelime anlamına baktığımda "kırk günlük kış dönemi", "kırk gün süre içinde inzivaya çekilip ibadet edilmesi" ve doğu kültürülerinde kırk rakamının önemini belirten açıklamalarla karşılaştım. İsmet Özel ise kırk yaşına kadar yayınladığı Geceleyin Bir Koşu, Evet, İsyan, Cinayetler Kitabı, Celladıma Gülümserken adlı şiir kitaplarında ve bazı dergilerinde yer alan şiirlerini topluyor Erbain'de. Kırk yılın birikimi, yaşanmışlıkları.. İsmet Özeli, onun hayatını, ideolojilerini anlayabileceğimiz pek çok harika şiir..

İsmet Özel'in şiirleri bir kez okunup bitmiyor, bu kitabı üçüncü okuyuşum sanıyorum, ancak bazı geceler rastgele bir sayfayı açıp herhangi bir şiirini okumalarımı saymıyorum elbette. İsmet Özel'i okuduğumda, bir şiirini hatta bir dizesini bile okuyup durduğum, kaşlarımı çatıp düşüncelere daldığım anlar sonsuzdur. İlk, ikinci, üçüncü okuyuş fark etmez her okuduğumda ayrı noktalarını fark edip, çeşitli tatlar buluyorum, büyük keyif alıyorum. Tek cümleyle anlattığı yoğun duyguları, keskin düşünceleri beni alıp götürüyor, büyük saygı duyuyorum kendisine.

Şiirlerinde aşka çok az rastladım ancak rastladığımda da bir cümlesiyle bile derin duygular hissettim... "yüzüne ay kırıkları çarpıp uyansın sevdiğim" dizesinde gördüm masumluğu, "çalakalem sevebilmek elimden gelmiyor" dizesinde buldum tutkuyu, bağlılığı. Umuda rastladım "Umudunun ayak seslerini okşuyoruz, yavrum" dizesinde.. bu ne güzel bir ümit, bu ne güzel bir anlatımdır böyle.. "bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar" sözlerindeki sitemi, vazgeçişleri, kırgınlıkları hissettim. "Kelimeler, bazıları tüyden bazısı demir" cümlesi işledi içime, bir yanda bir sözle gönlün sıcak hafifliğini, diğer yanda o soğuk ağırlığı duydum...

Kelimelerdeki titizliği, özenle itina ile onları seçip sanki birbirlerini bekliyorlarmış gibi yan yana dizilen eşsiz kelimeler.. ilk karşılaşıldığında anlamsız gelen ancak okunduktan, okunduktan ve tekrar tekrar okunduktan sonra tanıdık, bizden, yanıbaşımızda beliren kelimeler..

Kesinlikle İsmet Özel'i okuyun, okutturun diyorum. Farklılığı karşısında vazgeçmeyin, okuyun okudukça anlamaya çalışın bu harika şiirleri.
240 syf.
·9/10
İsmet Özelin 40 yaşına kadar yazmış olduğu şiirlerin derlenmesiyle oluşmuş bir eser.. Bazı şiirlerin genelinden birşey anlamasamda içinde vurucu cümleler var.. Kalemini sevdiğim
240 syf.
·7 günde·Puan vermedi
"Ben İsmet Özel, şair, kırk yaşında."
Şairin 40 yaşına kadar yazdığı şiirleri içeren eseri okurken bazı şiirlerinden oldukça etkilendiğim, hayran kaldığım, bazı şiirlerinde ise düşündürücü, merak uyandırıcı izler bıraktığı bu muhteşem eseri tavsiye ederim.

"Benim harcım değildir bir yar sevmek gizliden."
240 syf.
·Beğendi·9/10
Yazarın kırk yaşına kadar yazmış olduğu şiirlerden oluşan kitabı edebi yönden oldukça tatmin edici.Şair akıcı diliyle yeri geldiğinde bulunduğu dönemini şiiri ile harmanlayarak hiç sıkmadan okutturuyor. Beni en çok etkileyenler Amentü ve Mataramda Tuzlu Su olmasının yanı sıra kitaptaki diğer şiirlerde insanın içine dokunan cinsten.Bir şiir kitabı arayışı içinde iseniz Erbaine mutlaka bir şans vermelisiniz.
240 syf.
·Beğendi·10/10
İsmet Özel, ne diyebilirsiniz ki hakkında.
Kırk yaşına kadar yazdığı şiirlerin hepsini erbain’inde toplamıştır. Kanla kirlenmiş evrak, amentü, karlı bir gecede bir dostu uyandırmak şiirlerinin de yer aldığı muazzam eser.
İmgeleme şairi, düşünür, yazar belki de filozof. Kimi zaman ırkçı oldulu yönde ithamlara maruz kalsa da kendisini öyle görmediğini açıkça söylemektedir. Keza ben de öyle biri olmadığını düşünüyorum.
Düşündüğü şeyler, söylediği şeyler öyle herkesin yürekli söyleyebileceği şeyler değil ki zamanla haklı olacağına da eminim.
Çoğu insana göre şiirleri yazılarından daha güzel gelebiliyor. Şiirlerinde anlam yönünden ağır olsa da üzerine düşünülmesi gerektiğini söylüyor bizlere.
Her insanın karlı bir gece vakti bir dostu olmalı uyandırabileceği :)
240 syf.
·Puan vermedi
Şairin kırk yıllık birikimini kapsayan bu kitap yalnızca şiir kitabı değil aynı zamanda yaşam kılavuzudur. Gerçi İsmet Özel " Yaşamayı bileydim, yazar mıydim hiç şiir?" Diyor kitaba başlarken. "Yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylan" diyor ilerleyen sayfalarda. "Yaşamak umrumdadır" diye de dipnot düşüyor. Ah İsmet Özel, nasıl inceleyeyim şimdi bu kitabı? Sırf bir kelime üzerinden nerelere geldim baksana. Her insanın ölmeden önce en az bir kere okuması gereken kitap kanımca. Zaten bir kere okuyunca bağımlısı oluyorsunuz, bir şiiri belki binlerce, milyonlarca kez okuyorsunuz. Siir hayatına ikinci yenici olarak başlayıp sonra toplumcu gerçekçi olarak devam eden şairin değişimine şiirlerinde de rastlıyoruz. Bazı cümleleri çok sembolikken bazıları ise çok net anlaşılıyor. Duygu yoğunluğunu, iç dünyasını okuyucuya çok iyi geçiriyor şair. Benim de favorim olan şiir kitabıdır kendisi.
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman
acıyla uğraşacak yerlerimi yokettim.
Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın
başından başlayabilirim.
İsmet Özel
Sayfa 160 - Tiyo 36. Baskı - Kanla Kirlenmiş Evrak

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Erbain
Alt başlık:
Kırk Yılın Şiirleri
Baskı tarihi:
1987
Sayfa sayısı:
119
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İklim Yayınları
Baskılar:
Erbain
Erbain
Erbain
Erbain
Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?
Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?
-Yaşama!
-Ya bileydim?
Yazar: Mıydım
Hiç: Şiir.

Kitabı okuyanlar 1.645 okur

  • Ahmet Erkılıç
  • Hatice ÇİÇEK
  • Ömer
  • Elif koluman
  • Sabiha Kılıç
  • Nisâ
  • °•°•Maaveraa°•°•

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.4 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları