"Halbuki tembel ve iradesizdim. Başka bir şey değil... Hayvan taraflarını avuçlarıma almaya, kafamla hareket etmeye alışmamıştım. Basit çocukça bir takım hürriyetleri insan olmaktan daha ehemmiyetli buluyordum. Ne kadar seversem seveyim, bir kişiye bağlı kalmak bana garip geliyordu..."
Sen ne kadar bizdensin be kardeşim, sen ne kadar şu etrafımızda, sağımızda solumuzda göre göre artık duymaz olduğumuz, lakin suratına suratına bağırıp yok etmek istediğimiz insansın.
Bir şeytan bu kadar mı güzel tasvir edilir arkadaş! Biz ona ne aşinaymışız meğer. Oturup kalkmış, yemiş içmişiz beraber.
"Her şey beni sıkıyor. Mektep, profesörler, dersler, arkadaşlar... Hele kızlar... Hepsi beni sıkıyor... Hem de kusturacak kadar..." İşte bir vapurda arkadaşı Nihat'a bu sözleri bir filozof edasıyla söyleyen Ömer, hemen o dakika Macide'yi görüp etkilenir. Şıp sevdi Ömer, ne olacak!
İşte Ömer hep böyle, yaptığı ile söylediği; aklından geçirdiği ile uygulamaya koyduğu asla aynı olamayan bir adam. Tutarsız, tutunamayan... Kim kolundan çekse oraya giden, düşündüğü şeyin peşinden gidemeyen insanlar vardır hani, hah! Ömer o işte. Suçlusu da hep içindeki şeytan.
Gelelim Macide'ye. Macide Ömer'e kıyasla daha aklı başında fakat o da toplumun ona biçtiği rolü benimseyip, kendini bu tutarsız erkeğin himayesi altına girmeye mecbur bırakan, tüm çırpınışlarını, tüm mücadelesini ani bir kararla Ömer'e teslim eden, kalbini Ömer'e emanet eden, çaresiz bir kız. Ortak bir nokta olarak Ömer gibi o da muhitinden sıkılmış. Ancak onun gibi iradesiz davranmayan daha aklı başında bir karakterdir. İrade dedimse, Macide daha çok tesadüflerle yaşamaya karşıdır. İnsanda irade gibi bir tutum varken tesadüflerin bir insanın hayatını belirlemesini saçma buluyor. Aslında Macide o dönemin cinsiyetçi yaklaşımına