Bu dikenli, sevgisiz ortamlara alışkındık hepimiz, plazaların insanın ruhunu öldürdüğü, herkesi robota çevirdiği gerçeğini çoktan öğrenmiştik. Eğer orta çağ şövalyelerinin demir zırhı gibi, görünmez bir aldırmazlık zırhı giymezsen, buralarda barınmana imkan yoktu.
İstanbul’un keşmekeşi içinde, her gün şiddet haberleri içine gömülerek, bomba patlar diye AVM'lere girmekten korkarak, sinemaya bile gitmeye çekinerek yaşanan bir hayata hayat demek mümkün mü? İbn Haldun ne kadar haklıymış diye düşündüm, coğrafya kaderdir derken ne kadar haklıymış.