Düğünden önce her adam dikkatlidir, naziktir; göz koydukları genç kıza 'kendi' karıları oluncaya kadar prenses gibi davranırlar; sonra hızla birer zorbaya dönüşürler, ona hizmetçi gibi davranırlar, tepeden tırnağa değişirler ve toplum da bu konuda onları yüreklendirir.
Kadınlar tarafında da manzara pek parlak değildir. Kapılanacak bir yer aradıkları sürece şeker gibidirler. Tatlı, uzlaşmacı, birlikte yaşamaktan zevk alınacak insanlar olurlar - damat adayı evlenme kararını verinceye kadar, onu rahatlatmak için gereken her şey yapılır. Kadınlar o ana dek gizlemeye çalıştıkları gerçek tabiatlarını ancak düğünden sonra açığa çıkarırlar.
"Adam, senin ve benim yanlış bir çağda doğduğumuzu düşünmüyor musun?"
"Sen ne zaman doğmak isterdin?"
"Yüz yıl, iki yüz yıl sonra. İnsanlık başkalaşım geçiriyor, neye dönüşeceğini bilmek istiyorum."
"Gidip bizi bekleyebileceğin bir bitiş çizgisi olduğunu mu sanıyorsun? Aç gözlerini! Tek bir bakışta her şeyi birden kucaklayamazsın. Tabii Tanrı değilsen..."