Sanki kitap okumadım da güzel bir sanat filmi izledim. Bir çırpıda bitti kitap. Hasan Ali Toptaş dili ustaca kullanımıyla bizi de o kasabaya defalarca götürüyor, eve davet ediyor ve hep birlikte olanları izliyoruz.
Hayatı tertemiz kalma çabasıyla geçiren yaşlı bir adamın, değişen dünyanın kötülüğüne karşı şaşkınlığı, kabullenmek istemeyişi ve duygusallığı beni çok etkiledi. Baba-oğulun çaresizliğini iliklerime kadar hissettim. Öyle ilişkiler, öyle derin bağlar vardır ki dile gelmesine gerek yoktur. Söylenmese de bilinir.
"Babalar alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır."
Kitapla ilgili negatif düşüncem, bazı şeylerin çok tekrara düştüğüdür. Tersini düşünenler de vardır elbet ama Ankara-Denizli arasındaki yol ve at mevzusu gereksiz tekrar edilmiş hissi uyandı bende. Bunun dışında gayet güzel bir kitap okudum.
İyi okumalar