Bir insan inandığı şeyden ya isteyerek ya da istemeyerek uzaklaşabilir. İnsan inandığının yanlış olduğunu görürse, ondan isteğiyle vazgeçer, yoksa istemeyerek.
Rawls’ın “cehalet perdesi” deneyinde katılımcılar sıfırdan hayali bir toplum yaratırlar ve daha sonra, içinde yaşayacakları toplumdaki haklar, kaynaklar ve konumların dağılımını seçerler. Ancak cehalet perdesi, katılımcıların kendi yetenekleri, zekaları, sosyal durumları veya zenginlikleri hakkında herhangi bir şey bilmelerini önler ve bu nedenle kendilerinin yeni toplumdaki yerlerine dair kişisel kanaatleri yargılarını etkilemez. Katılımcılar, yeni toplumu -duruşları ne olursa olsun- toplumun bütün üyelerine fayda sağlamak perspektifinden değerlendirmeye zorlanırlar ve adalet hakkaniyetli bir dağıtımla sağlanır.