Kıyısız Gemiler, yazarın Kış Leylekleri kitabındaki kitaba ismini veren Kış Leylekleri öyküsünün romanlaştırılmış halinde bir kitap. Peş peşe okusam da aynı kitaba devam ediyorum hissine kapılmadım çünkü yazar öyküyü genişletip yeni karakterler de eklemiş.
Kıyısız Gemiler her gün uyandığında bir gün öncesinden itibaren tüm geçmişini unutan bir adamın bilmediği bir kasabaya gelmesiyle başlıyor ve o kasabada yaşadıklarını, o kasabanın yaşamını orada yaşayan başka bir karakterin dilinden okuyoruz.
"Hiç bilmeden yazdığım onca şeyi neden yazdığımı, neden böyle yazdığımı biraz olsun anladım Vefa. İçimde kimsenin görmediği kocaman bir böcek var, sen bilmezsin, kimseye söylemedim sümük sümük, kemiksiz, cıvık, yapışkan. Her yerimde hem de. Kötü bir şey. Parça parça kusup atmak için yazıyorum anladım, başka çarem olmadığı için. Söylesem olmuyor, üzülüyorlar, bir bakıyorum başka şeyler yazmışım, başka başka şeyler. Ne halt edeceğini bilemeyen insanlar yazıyorum, yenilmiş insanlar, unutamayan, hiçbir yere göçemeyen, dev suskunluklar, berbat yarım kalmışlıklar."
Bu ay ilk kez okuduğum bir yazarın, Günhan Kuşkanat'ın ilk öykü kitabı Kış Leylekleri ve ilk romanı Kıyısız Gemiler'i okudum. İki kitap da birer günde bitti.
Kış Leylekleri, içinde kısa ama yazarın kendine has diliyle yazdığı, bazen bir önceki öyküye selam gönderen karakterlerin olduğu bir öykü kitabı. Çocukluktan, gitmekten, özlemekten bahseden öyküler bunlar.