Kitabın adına baktığınızda muhtemelen pozitif duygular uyandıracak sizde. Beyaz renk zaten masumluğu, saflığı, temizliği temsil eden bir renktir ve çoğumuzda sanırım aksini iddia etmez. Ancak Kore kültüründe beyaz renk, ölüm ve matem ile ilişkilendiriliyormuş.
Han Kang, 2024 Nobel Edebiyat ödülü alan bir yazar. Çokça söz edildi kendisinden ve ben de bir kaç kitabını alıp okumak istedim.
Beyaz kitap, beyaz şeylerle ilgili yazılmış. Ne var ki o beyaz şeylere hiç bu kadar hüzünlü bakacağım aklıma gelmezdi. Beyaz kuşlar, süt, kar, buz, tuz vs. her biri için kısa denemelerden oluşuyor kitap. Doğmamış ablasına beyazları hüzünle armağan ettiği bir kitap olmuş. Ana teması tam da burası. Fakat beni duygusal olarak epey yoran bir kitap oldu. Okurken içimin sıkıldığını hissettim.
Kitapta çok fazla kış, kar ve buz temaları hakimdi. Bu kadar hüzne rehberlik edebilecek tek mevsim kıştı belki de.
Aslında beyaz ve hüzün yan yana geldiğinde bize göre tam bir ters köşe diye nitelendirilirken; ölüm ve matemi temsil eden bir kültürde oldukça anlamlı oluyor.
Kendisinin bir röportajını dinledim. Konuşmaları da o kadar hüzünlü ki. Çok narin, kırılgan, oldukça hassas, her türlü olayı derinden içselleştiren bir yazar olduğunu düşündürdü bana.
Han Kang’ ın seçtiğim ilk kitabıydı bu. Belki zamanlama yanlıştı, bilemiyorum. Hüzün ve karamsarlık aşılayan kitapları pek sevmediğimden, okuma zevkimle çok örtüşmese de, yazarın bendeki diğer kitaplarına da şans vereceğim.
Hüznü, karamsarlığı, acıyı, travmaları bir de beyaz üzerinden göreyim derseniz okumanızı tavsiye ederim.