Roma'nın bana iki bakımdan büyük tat verdiğini söyledim. Yeniden doğmakta olan, güzellikle esrimiş bir kent, ve sevdiğim kadının dizlerinde uyumakta olan oğlum.
İnsanlar, yabansı bir alışkanlıkla, kendilerini korkutan hayvanların adını alırlar, kendilerine bağlı olan hayvanların adlarını hiç almazlar. İnsanlar kendilerine kurt denmesinden hoşlanırlar da köpek denmesinden hoşlanmazlar.
Geçmişi körü körüne taklit etmek, kendini yalana dolana mahkum etmek, prensip olarak, eskinin yerine "sahte" olanı koymak demektir; çünkü eski çalışma koşulları yeniden canlandırılamaz ve zaman aşımına uğramış bir ideale modern tekniği uygulamak, her türlü canlılıktan mahrum bir sahtelikten başka hiçbir şeye bizi ulaştırmaz.
Bir şehrin yaşamı, yollar ve yapılar gibi maddi eserler aracılığıyla yüzyıllar boyunca ortaya çıkan sürekli bir olaydır; bu eserler şehre kendine özgü bir kişilik verir ve "şehrin ruhu" dediğimiz şeyi meydana getirir.
Bana o insanlara gerçeği neden söylemediğimi soracaksın. Hasan, bütün o insanların duvarlarında Granada'daki evlerinin anahtarları asılı. Her gün o anahtarlara bakıp iç çekiyor ve dua ediyorlar. Her gün geçmişteki mutluluklarını, törelerini ve onurlarını anımsıyorlar; fakat bir daha bunları hiç mi hiç ele geçiremeyecekler. Yaşama nedenleri, Tanrı'ya şükür, yeniden evlerine dönmek, duvarlarının rengine, çeşmelerinin suyuna, bahçelerinin kokusuna -ve üstelik oraların hiç değişmediği umuduyla- yeniden kavuşmayı düşlemektedirler. Onlar bu umutla yaşıyorlar, bu umutla ölecekler. Oğulları da öyle yaşayıp öyle ölecek.