- Varlığıma bir mânâ veremediğim zamanlar çıldırıyorum. Kendimi bazen taşıyamayacak kadar mânâsız buluyorum.
- O vakit kendi kendinize: " Mânâ nedir?" diye sorsanız... "Mânâ"ya mâna veren de biz değil miyiz?
Hayattan aldığımız her zevki ona muadil bir ızdırapla ödediğimizi bildiğim için, hiç bir şeyden yüzde yüz saadet ümit etmiyor ve yüzde yüz felaketten korkmuyordum. Çünkü ruhi varlığımız hazla kederin muvazenesine istinat eder, işte en büyük adalet ve müsavat! İnsan, çektiği ıstıraplar nispetinde zevk duyar: ne kadar acıkırsa yemekten, ne kadar yorulursa dinlenmekten, ne kadar ararsa bulmaktan o derece zevk alır.
Kitap. Nasıl diyeyim... içinde yaşadığımız ev gibi olmalı, vatan gibi olmalı, ona alışmalıyız, bağlanmalıyız, köşesini bucağını gayet iyi tanımalıyız, her noktasına hatıralarımız karışmalı. Değil mi?