Kötülük ve çirkinliğin dört yanı sardığı dünyamızın yeniden iyilik ve güzelliklerle donanabilmesi için insanın, insanlığa yaraşan seviyeye yükselmesi gerekir. Bu da özümüzde, sözümüzde, üslûbumuzda, kısacası her hâlimizde ve hayatın her alanında incelik, zarâfet ve estetiği gözetmekle mümkündür. Bunları gözettiğimiz takdirde temas ettiğimiz tüm insanlara, tüm yaratılmışlara sevgiyle, hürmetle ve özenle muâmele ederek beşer seviyesinden insan seviyesine yükselmiş oluruz. Gelin, başlangıç noktamız dilimiz olsun. Zira sözümüz, özümüzün aynasıdır.
Şu hayatta ancak tezatlarla
ilerleyebiliriz. Mümin içindeki
münkirle tanışmalı, Tanrı’ya
inanmayan kişi ise içindeki
inananla. İnsan-ı Kâmil
mertebesine varana kadar gıdım
gıdım ilerler kişi. Ve ancak
tezatları kucaklayabildiği ölçüde
olgunlaşır.
Kusursuzdur ya Allah,
O’nu sevmek kolaydır.
Zor olan hatasıyla sevabıyla
fani insanları sevmektir.
Unutma ki kişi bir şeyi ancak
sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki
hakikaten kucaklamadan ötekini,
Yaradan’dan ötürü yaratılanı
sevmeden, ne lâyıkıyla bilebilir, ne
lâyıkıyla sevebilirsin.
Uçsuz bucaksız bir derya, kıyısı nerede bilen yok... Kiminin elinde bir kova, kiminde bir kepçe, kiminde bir çay kaşığı, herkes kendi yüreğinin kabı kadar çeker durur o denizden.