Tabiatta her şey koşulsuz itaattirir. Rüzgârın uğultusu, ormanın fısıltısı, ırmağın şırıltısı, yazın vızıltısı, yaprakların hışırtısı, otların mırıltısı, işittiğin her ses, her bir ses, her şey riayettir, koşulsuz itaattir, o vakit sen, tıpkı gökcisimlerinin itaatkarca hareket edişlerindeki ahenkte Tanrı'yı duyabildiğin gibi, bunun içinde de Tanrı'yı duyabilirsin. Ve sert fırtınanın hiddeti ve tüy gibi bulutun uysallığı, ve deniz suyunun damla gibi akıcılığı ve bir arada kalışı, ve ışık hüzmelerinin sürati, ve sesin ondan da daha büyük olan sürati: bunların hepsi itaattir. Ve güneşin tam vaktinde doğuşu, ve tam vaktinde batışı, ve rüzgârın ilahi emre amade, yön değiştirivermesi, ve suların belli saatlerde yükselip alçalması, ve mevsimlerin arasındaki o kesin uyumluluk: hepsi, hepsi topyekün itaattir. Evet, gökyüzündeki bir yıldız ya da yeryüzündeki bir toz zerreciği kendi iradesini kullanmak istemiş olsaydı: ikisi de daha anında, ve aynı kolaylıkla hiçe dönmüştü. Zira tabiatta her şey bir hiçtir ki bu şu anlamdadır: orada tanrının mutlak iradesinden başka hiçbir şey var olamaz; tanrının mutlak iradesi dışına çıkan şeyin varlığı daha anında son bulur.