Rüzgar, bir geminin
Deniz üzerindeki yönünü nasıl döndürürse,
Duyguların şaşırtıcı rüzgarları da
İnsanın zihnini akıntıya göre sürükler.
Ve onun doğru mantığını saptırır.
Hindu kahinleri çok önceden dünyanın sınırsız ve kısıtsız, hayal dahi edilemeyecek kadar fazla potansiyel ve olasılıkla dolu olduğunu fark ettiler. Bilim, matematik ve mantıkla dünyayı ölçmeye kalkmak nafiledir. Nesnel dünyadan daha önemli olan şey her bireyin öznel dünyasıdır. O yüzden Hindu kahinleri dikkatlerinin çoğunu coğrafya, tarihten çok felsefe ve metafiziğe çevirdiler.
Kardeşlerin mal mülk için kavga etmeleri gibi fikirler içermesi nedeninden aile değerlerini kirletmesi korkusuyla Hinduların Mahabharata'yı evlerinin içinde okumaları pek tavsiye edilmez. Evlerinde Ramayana'yı okumayı tercih etmelerinin sebebi orada kardeşlerin miras için kavga etmemeleridir. Bu adetin altında yatan prensip "sempatik ya da taklitçi tılsım" diye bilinir.
Krişna olarak Vişnu kendisini toplumun daha aşağı mevkileriyle özleştirir. Yaşamının ilk bölümünde bir sığır çobanı, ikinci yarısında ise bir savaş arabacısıdır. Sığır çobanı olarak kaval çalar, ezgisiyle inekleri büyüler. Savaş arabacısı olarak atları dizginlemek için kırbacını kullanır. İnekler yaşamı besleyen toprağı temsil eder ve saygıyı hak ederler. Atlar disiplin altına alınmazlarsa sosyal düzeni tehdit eden aklı temsil eder. Krişna böylece hem dış dünyayı (toprağı) hem de iç dünyayı (aklı) ehlileştirmiş olur.