Bizi esir ettiler, bizi hapse attılar.
Beni duvarların içinde, seni duvarların dışında.
Ufak iş bizimkisi.
Asıl en kötüsü;
bilerek, bilmeyerek hapishaneyi insanın kendi içinde taşıması... Nazım Hikmet
“Her şeyi anlıyorum da parayı kendi yerine oturtan insan, kendisi nereye oturacak. Sahip oldukları insan değil, insan sahip olduklarına değer biçebilir değil mi? Eşyaların onuru olmaz ki…”
Dingin bir bilgelikle seslendiler yol kenarındakilere ve devlete:"Özgür olmayan ekmek acıdır. Barış yalnızca karın tokluğu değildir. Sevmek eşit bir ilişki gerektirir. Susan insan yalan insandır. Korku, hiçbir şeyi çözemez. Emek, karşılığını almazsa belkemigini yitirir. Geleceği ancak ayağa kalkmış insan kurar ..."
“Yalan, yeminin ikiz kardeşi olmuş”; ekmeklerden sonra şarkılar da bozulmuş; insanlar inceliğini bir ip gibi boynunda taşıyormuş; para sesini yükselttikçe susan insan artıyormuş; hapishaneler birer büyük bir kent olmuş; herkes eşyalarıyla sevişiyormuş; gurbet artık evlere gelmiş; sular bile deterjanla temizleniyormuş; aşkın hiçbir gizi kalmamış…
Birimizin kalbi ötekinde acı Şu farkla yaşıyoruz aynı kaderi: Sen, yaralarını gösteriyorsun kimliğini sorduklarında Ben kimliğimi gösteriyorum utancım sorulduğunda..