‘... Bir kadının bize her şeyini verdiğini zannettiğimiz anda onun hakikatte bize hiçbir şey vermiş olduğunu sandığımız sırada bizden, bütün mesafelerin ötesindeymiş kadar uzak bulunduğunu kabule mecbur olmak acı bir şey... ‘
‘... Gerçi etrafları tarafından anlaşılmayan, haklarında daima yanlış hükümler verilen insanların zamanla bu yalnızlıklarından gurur ve acı bir zevk duymaya başladıklarını biliyorum...’
Betül Güçlü'nün dili ile ilk kez karşı karşıya kaldım doğrusu ama bu İnşaAllah som olamayacak. Çok komik, eğlemceli ve farklı bir yazın dili ile karşılaştım kitabı okurken. İlk başlarda dile alışmaya çalışıyor olsamda sonrasında kitabın içindeki küçük hüzünleri ya da içi kıpır kıpır yapan yerleri tamamiyle yaşadım diyebilirim.
Uzun zamandır okuduğum birbirine çok benzer yazı kurgularından sonra alışılmadık konular ile karşı karşıya kalmak bu aralar baya baya içimi açtı desem yeridir. Tam anlamıyla stalk canavarı olan Defne'nin hoşlandığı çocuğuna kendine aşık etmesi ve onun ardı sıra gelişen tatlı bir aşk ele alınmış kitapta. Teknoloji çağında stalkla ilgili yazılan bu kitap bana daha ilginç ve güzel bir konuyu gösterdi kesinlikle.
Zaten yeterince ilgi çekici bulduğum bir konuya sahip olan bu kitap, karakterler ile tanıştıkça ve olay akışıyla daha da ilginç hale geldi benim için. Defne'nin ve Emre'nin etkileyici zekalarına karşı bir o kadar safoz olmaları kitabın tatlığına tatlılık katarken onları yalnız bırakmayan yan karakterleri unutmamak lazım. Mısra'nın anaçlığı, Ecrin'in iyi dostluğu, Beren'in duygusuz bir robot gibi görnüp içten iöe yumuşluğu, Sinan'ın bir bakışta insanın içini çözüşü gerçekten kitaba fazladan renk katan yerlerdi. Kitap için tke üzüldüğüm kısım Defne ve Emre'yi daha fazla okuyamamak oldu. Onların böyle tatlı olan aşkına ve güzel anlarına biraz daha şahit olmak isterdim.