Romanın başkahramanı Sidney Orr, ölümden döndüğü ağır bir hastalıktan yeni çıkmış bir yazardır. Aylarca hastanede kalmış, bedeni zayıflamış, zihni ise hâlâ bulanıktır. Hayata tam olarak dönmüş gibi hissetmez; sanki çoktan ölmüş, ama bir şekilde geri gönderilmiştir.
Bir akşam New York sokaklarında dolaşırken, Çinli bir adam olan M. R. Chang’in işlettiği küçük bir kırtasiyeye girer ve mavi bir Portekiz defteri satın alır. Bu defter, romanın merkezindeki semboldür. Sidney defterin uğursuz ya da kehanet gücü olan bir nesne olduğuna inanmaya başlar.
Deftere yazmaya başladığı hikâye Nick Bowen adlı bir editör hakkındadır. Bowen, aldığı sarsıcı bir telefon konuşmasının ardından New York’u terk eder ve Kansas City’ye gider. Burada gizemli bir adamın peşinden yer altındaki bir sığınağa iner ve içeride mahsur kalır. Sığınakta yiyecek, su ve kitaplar vardır; ama çıkış yoktur. Bowen canlıdır, ama hapsolmuştur.
Ancak Sidney bu hikâyeyi tamamlamaz. Yazmayı aniden bırakır.
Sidney yazmayı bıraktığı sırada kendi hayatı da parçalanmaya başlar.
Sidney tüm bu felaketleri mavi defterle ilişkilendirmeye başlar. Ona göre yazmak, olayları çağırmaktadır. Defter bir kehanet aracı değil, bir lanet gibidir. Sonunda defteri tamamen terk eder.
Roman, hiçbir şeyi tam anlamıyla çözmeden sona erer.