Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kırk iki sene önce bir dükkânım vardı orada. Daha yeni usta olmuştum. Bir gün dükkândan içeri senin gibi bir beyefendi girdi. ‘Kunduraları kaçtan yapıyorsun?’ diye sordu. Yüzüne baktım: ‘İyi kundura mı, kötü kundura mı olacak?’ Şaşırdı. Anlattım: ‘İyi kunduranın çifti iki lira, kötü kunduranın dört lira.’ Anlamadı. Gene anlattım: ‘İyi kundurayı iki liradan yaparsam kazanırım. Fakat sen ucuz görür yaptırmazsın. Onun için, dört lira derim. Kunduradan anlamadığın yüzünden belli. Senin için iyi deri kullanırsam
yazık.’ Güldü, iki çift kundura ısmarladı gitti. Zamanla ahbap olduk. Birgün bana: ‘Mustafa, oğlum,’ dedi. ‘Sen bu kunduracılıkla zengin olamazsın. Benim gibi müteahhit ol-
malısın.’ Nasıl iş bu?’ ‘Kolay. İşi alacaksın, başkasına yaptıracaksın. Para böyle kazanılır ancak.’ Uzatmayalım: kandık adamın sözüne. Müteahhitliği, adamın cebine giren paranın miktarıyla ölçtük. Memurlar da öyle sanır ya. Yüz bin lirayı aldı, cebine attı, derler. O hırsla uzatır dururlar insanın işini.
“Teminat, dediler: dükkânı sattık. Cebimize de birkaç kuruş koyduk. İhale kolluyoruz. Allah’ın dağında bir yerde bir
jandarma karakolu inşaatı düştü kısmetimize. Şarkta bir yerde. Ne adam gider ne vasıta. İnşaata yakın bir kasabada akılsız bir kamyoncu bulduk sonunda: bize malzeme taşıyacak. Kasabayı dolaştım: sokakta dilenen, boş dolaşan ne kadar deli varsa topladım. Sözün gelişi değil, gerçekten deli. Başka kim gider dağın başına? Bir sivrisinekler var: cibinlik deliyor. En delisini de başlarına çavuş koydum. İnşaat yerine bıraktım onları. Deli takımı olduğundan çadır falan isteyen de çıkmadı. Kasabaya döndüm. İçim rahat. Bir kahveye oturdum.
Daha ısmarladığım kahve gelmeden bir
de ne göreyim, tuttuğum kamyonun şoförü geliyor kan ter içinde. Önümde yıkıldı kaldı. Ne oldu? Ne var? ‘Ah bey!’
Kitaplığımın en güzel köşesine iki yeni misafir geldi :) 📚
İtiraf etmeliyim ki, 1K'ya geldikten sonra okumalarımı hep PDF üzerinden yaptım. Öyle ya, bir tık uzağımda binlerce kitap... Pratik, hep elimin altında hissi derken fiziki kitap alışverişim ister istemez azaldı.
Ama bu ikisi öyle bir girdi ki kanıma, durmak mümkün olmadı.
Hele şu kapak tasarımına bakar mısınız?
Hele bakın şu güzellere!
İthaki'nin kapak tasarımlarına hayranım, çevirilerine güvenim tam. Yayınevini yakınen takip edince "Esra kaçırma bunları, hemen al" dedim içimden. :)
Ve işte buradalar. İyi ki de almışım. Gözümün önünde durmaları, sayfalarını çevirme hissi, o baskı kokusu... PDF'lerin asla veremeyeceği bir şey bu. Yanlış anlaşılmasın, PDF okumayı da çok seviyorum :) Ama kağıdın yeri bambaşka işte.
Northanger ManastırıİknaJane Austen