Dorian Gray'in Portresi; üç karakter etrafında şekillenen bir kitap. İnsan içindeki iyi ve kötü çatışmasını karakterler üzerinden ele alıyor.
Basil, Dorian’a hayranlık duyan ve “sanat sanat içindir” düşüncesine sahip bir karakter. Dorian’a karşı saf bir hayranlık ve sevgi besliyor. Aynı zamanda Dorian’ın içindeki saf, kırılgan ve iyimser tarafı temsil ediyor.
Henry ise Dorian’ın düşüncelerinin adeta gölgesi gibi. Fazlasıyla kendine güvenen, çok bilgili olduğunu düşünen, ikna kabiliyeti oldukça yüksek biri. Ancak bunu kötülüğü doğrudan makul göstermeye çalışarak değil, kötülüğü normalleştirerek kullanıyor.
Dorian ise bu iki karakter arasında sıkışmış durumda. Fazla güzel ve kusursuz bir dış görünüşe sahip. Basil’in bu güzelliğe duyduğu hayranlık sonucu çizdiği portre ile kitap başlıyor. Dorian başta iyimserliğe yatkın biri gibi görünse de Sibyl ile olan ilişkisinde anlıyoruz ki onu sevmesinin sebebi, Sibyl’in mükemmel bir tiyatro oyuncusu olması. Aslında Dorian, kendisi gibi kusursuz olan şeyleri seviyor.
Herkesin ona hayran olması zamanla egoya, bu ego da iç çatışmalara dönüşüyor. İç çatışmalar ise vicdan azabına, iyilik ve kötülük arasında sıkışmaya evriliyor. Kendi portresiyle yüzleşmekten korkuyor. Küçük adımlarla başlayan bu yüzleşme sonunda cinayetle sonuçlanıyor.
Aslında kitabın kurgusu çok iyi ama verdiği mesaj ve ana fikri çok daha etkileyici. Hangimiz kendi portremizle ya da vicdanımızla gerçekten yüzleşebiliyoruz? Kitap, bu yüzleşmeleri ve iç çatışmaları güçlü diyaloglar ve başarılı bir kurgu ile çok etkileyici şekilde ele almış. Detaylı inceleme isteyen, üzerinde düşünülmesi gereken bir kitap. Okuyacak olanlara şimdiden iyi okumalar, herkese de tavsiye ederim.”