Mark’la bir yerde karşılaşmışsınızdır ve hadi bir şeyler içelim demiştir. Siz margaritalarınızı içerken o gözünün önüne gelen hayat hikayesinden, ondan bundan bahsetmeye başlar. Kitabı okurken hissettiğim şey tam da buydu. Mark Manson okuyucusuyla samimiyeti çok başarılı kurabilen, anlatmak istediği çok şeyi olan -kendi tanımıyla- yazar, düşünür ve hayat tutkunu biri. Onu bu kadar çok okunur yapanda bence her şey hakkında bir duyumu olması ve kurduğu samimiyet.
Kitap; kişisel gelişim kitaplarının aksine hedefe giderken bunu yapman gerekiyoru anlatmıyor. Adındaki gibi kitabın sonunda artık hiçbir şeyi kafanıza takmayacaksınız gibi bir vaadi de yok aslında. Zaten böyle bir vaadi olsa cidden sizce de biraz garip olmaz mıydı? Ha bu arada kitabın vermek istediği ve sağlam mesajlarda var ama öyle 200 sayfayı dolduracak kadar uzun değil hatta şunu söylemeliyim ki Mark söylemek istediklerini 40-50 sayfada da bitirebilirdi ve aynı mesajı okuyucusuna verebilirdi. Ancak o, konuyu spontane olarak genişletmiş ve okuyucusuna öyle sunmuş. Ben kitabı okurken hiç hiç sıkılmadım hatta mesajını verirken değindiği hayatlara bayıldım. Japonya’da ki Çavuş Onodo’nun mücadelesinden, yanlış anı sendromu yaşayan Meredith’ten yada dahasından bihaber olduğum farklı hikayelerden haberdar olmuş olmak beni çok etkiledi.
Kitabı okuduktan sonra göz ucuyla kitabı okuyan diğer okurların yorumlarına şöyle göz gezdirdim de kitabın adı ve çok satılanlar listesinde olması bazı okurları biraz yanıltmış olmalı ki bu kitabı olağanüstü metotlar içeren, kitabın sonunda aydınlanacakları ve her cümlesinden etkilenecekleri bir kitap olarak düşünmüşler sanırım ve beklentilerinden sıyrılıp kitapta anlatılanları görememişler. Bunun için kitabı okuyacaksan sayın karşıdaki kişi kitaba başlamadan elindekine