Bir sabah, çok erken vakitte, annem odama geldi, “Sanırım baban öldü” dedi.
“Yine mi…” dediğimi hatırlıyorum.
Kalkmak istemiyordum, yorgundum ve yorganın altına girdim.
Babamı o kadar kör kütük sarhoş görmüştüm ki, gerçek bir ölüyle kör kütük sarhoş biri arasında farki bilemiyordum. Sonra babam bir doktordu ve bir doktor ölemezdi.
Annem, “Bu seferki gerçek. Hadi kalk” dedi
Kalktım. Odasına gittim. Yatağın yanı başına düşmüş, ağzı kan doluydu. Beni azarlamadı, gerçekten ölmüştü.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Neden bazı evlerin içinde bar olduğunu şimdi anlıyorum; babanın canı bir yere gitmek istemesin diye.
Bizim evde bar yoktu, büyükannem hiç istemezdi zaten.
Bu mutluluğun uzun süre böyle devam edebileceğini hayal etmeye başladım, belki her zaman böyle olurdu. Mutluluk çok kolaydı. Babamın iyi davranması yetiyor, böylece annem mutlu oluyordu ve biz çocuklar da onunla birlikte mutlu oluyorduk.
Ertesi gün, babam eve geç vakitte, çok yorgun bir halde döndü; artık iyi davranmıyordu, aynı baba değildi.
Babama göre mutluluk o kadar kolay olmamalıydı.
Bistroya girmeye cesaret edemedim. Hikayenin sonunu berbat etmek istemiyordum. Özellikle azar işitmek istemiyordum. Tekrar eve döndüm.
Babam neden bize, çocuklarına hikayeler anlatmıyordu?