İçimdeki duygu kıpırtılarının azalması beni gittikçe daha büyük bir güçle hayatın en hızlı aktığı yerlere itiyordu; yaşanmışlığı olmayan biri için başkalarının tutkulu huzursuzluğu tıpkı tiyatro ya da müzik gibi sinirleri uyaran bir deneyimdir.
"Fakat -bu öyle korkunç bir manzaraydı ki bugün 20 yıl sonra bile hatırası boğazımı bir yumru gibi tıkıyor- bahtsız adam o bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda bile bankta hareketsiz oturuyor, hiç kımıldamıyordu. Bütün oluklardan su boşalıyor, ortalığı sel götürüyor, şehirden arabaların gök gürültüsünü andıran sesi geliyor, sağda solda pardösüsünün eteğini kırmış tipler kaçışıyorlardı; içinde hayat olan her şey ürkekçe olduğu yere siniyor, koşuyor, kaçıyor, sığınacak delik arıyor, üstlerine boşalan sudan duydukları korku bütün insanlarda ve hayvanlarda hissediliyordu; bir tek banka siyah bir kütle gibi yığılmış olan adam kımıldamıyor ve tepki vermiyordu."
Olup bitenler içimde utanç ve öfke yaratmıyor, yaşama isteğimin yeniden doğuşu, varlığımın gerekliliğine dair beklenmedik şekilde yeni bir duygu dopdolu damarlarımda sıcak sıcak geziniyordu.