Acaba arzuladığımız bir şeye hiç kavuştuğumuz olmuş mudur... kavuşmak için var gücümüzü harcadığımız bir şeyi elde etmişliğimiz? Galiba bunun tam tersi oluyor hayatta.
Keşke hiç olmasaydın şu dünyada, keşke sana hiç rastlamasaydım, keşke canlı bir varlık olacak yerde esinli bir ressamın yarattığı bir tablo olsaydın. O zaman resminin önünden hiç ayrılmaz, sonsuzcasına sana bakardım... öper, öperdim seni. Sonsuz güzel bir düş gibi seni yaşar, seni solur ve... mutlu olurdum. Başkaca hiçbir isteğim olmazdı hayattan. Uyurken, uyanıkken koruyucu meleğim olarak seni çağırırdım. Oysa şimdi... Ah ne korkunç bir hayat bu! Yaşıyor olmanın ne yararı var?
İçimdeki duygu kıpırtılarının azalması beni gittikçe daha büyük bir güçle hayatın en hızlı aktığı yerlere itiyordu; yaşanmışlığı olmayan biri için başkalarının tutkulu huzursuzluğu tıpkı tiyatro ya da müzik gibi sinirleri uyaran bir deneyimdir.
Olup bitenler içimde utanç ve öfke yaratmıyor, yaşama isteğimin yeniden doğuşu, varlığımın gerekliliğine dair beklenmedik şekilde yeni bir duygu dopdolu damarlarımda sıcak sıcak geziniyordu.