yine her zaman olduğu gibi birbirine karışmış zincir yığını çözdüm, sabrımın sınırını ve inadımı birbiriyle yarıştırmak çok akıllıca olmaz..
ayrıca konudan bağımsız bana kurban ol
Emre Yılmaz’ın Şeytanın Fısıldadıkları kitabı, okurunu net cevaplar vermekten çok soruların içine çeken, bilinçli olarak kafa karıştırmayı seçen bir metin. Kitabı okurken sürekli olarak “burada gerçekten ne anlatılmak isteniyor?” sorusu insanın aklında dolaşıyor. Yazar, şeytan figürünü yalnızca dini bir sembol olarak değil; insanın iç sesi, zaafları ve bastırılmış düşünceleriyle iç içe geçmiş bir kavram gibi ele alıyor. Bu yönüyle kitap, klasik bir anlatıdan çok zihinsel bir sorgulama alanı sunuyor.
Ancak bu sorgulama süreci yer yer çelişkiler barındırıyor. Bazı bölümlerde savunulan düşüncelerle, ilerleyen sayfalarda ima edilen fikirler birbiriyle tam olarak örtüşmüyor. Sanki yazar bilinçli olarak bu tutarsızlıkları bırakmış; okurun rahatsız olmasını, metne tamamen teslim olmamasını istiyor. Bu da kitabı kolay tüketilen bir eser olmaktan çıkarıyor ama aynı zamanda yorucu bir hâle de getiriyor.
Kitabın en dikkat çekici yanı, kesin yargılardan kaçınması. İyi ve kötü, doğru ve yanlış gibi kavramlar net çizgilerle ayrılmıyor; aksine sürekli yer değiştiriyor. Bu durum bazen metni derinleştirirken bazen de anlatının dağılmasına neden oluyor. Yine de tüm bu karmaşaya rağmen kitap, okunduğunu hissettiren, zihinde iz bırakan bir etki yaratıyor. Bitirdiğimde her şeye katıldığımı söyleyemem ama okurken düşündüğümü, rahatsız olduğumu ve sorguladığımı inkâr edemem. Ben kitabı okurken çok eğlendim emin ki siz de çok eğlenecekseniz