Gül

Kulluk, bir disiplin üzerine kuruludur. Bu disiplinin gereklerini yerine getirmek ve bazı zevkleri erteleyebilmek, yüksek ideal sahibi insanlara ölüm öncesinde de pek çok şey kazandırır. Ev sahiplerinin zevki arttırmak için tatlı yiyecekleri en sona bırakmaları gibi, somut zevkleri erteleyip soyut zevkleri amaçlayan insan da bu ertelemenin tadını çıkarır.
Sayfa 105·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Evrenin nasıl yaratıldığı ile ilgilenen bilimin yanında, neden yaratıldığına cevap veren dinin bu sınırlarda kalması, iki olgu arasında çatışma çıkmasını önleyeceği gibi birbirlerini tamamlamalarına da yardımcı olur. Örneğin bilim, DNA'daki şifrelerin nasıl olduğu, orada ne yazdığı ile ilgilenmektedir. Din ise, DNA'daki şifrelerin neden yaratıldığını irdeler. Eğer bilim, "Şifreler amaçsızca bir araya gelmiştir" derse sınırını aşmış olur. Din de "DNA'daki şifrelerle oynamak, ilgilenmek gereksiz ve lüzumsuzdur" dediğinde bilimin sınırına müdahale etmiş sayılır. DNA'daki şifrelerle oynamaya karşı çıkmak dini bilimden uzaklaştırır. Bu şifrelerin insanlığın zararına kullanılması ise bilimi dinden uzaklaştırır.
Sayfa 93·Kitabı okudu
Evrim teorisine inanmayanı akıl hastası olarak tanımlamak bilimsel bir yaklaşım değildir. Şayet böyle bir tanımlama yapılırsa, karşıt görüşte olan kişi de Tanrı'ya inanmayana akıl hastası etiketini yapıştırabilir.
Sayfa 33·Kitabı okudu
Gerçeği bulma çabası içindeki bilimsel yaklaşımlar ideolojik tartışmalara dönüştüğünde, amacın çok iyi belirlenmesine ihtiyaç vardır. Bu noktada "Hedef, bilimsel düşünceyi geliştirmek midir yoksa dini gözden düşürmek midir?" diye sormak, gayeyi ortaya çıkarmaya yardımcı olabilir.
Sayfa 32·Kitabı okudu
Insanın psikolojik ihtiyaçları,arzuları ve hedefleri sınırsız iken, beş duyu ile algılayabildiği ve hükmedebildiği şeyler çok sınırlıdır. Evrene hâkim olmak, sonsuza dek yaşamak, ölümün farkında olup ondan korkmamak sıradan bir insanın tipik arzularıdır. Bir yandan bu kadar geniş ve ileriye yönelik istekleri, diğer taraftan da karşılanması gereken psikolojik ihtiyaçları varken, insan bir virüse yenik düşebilir. Doğaya hakim olmak istediği halde, tansiyonunu hatta kalp çarpıntısını bile kontrol edememesi, ironik bir gerçektir. İşte burada zihnin, diğer canlılarda bulunan yeme, içme, barınma ve üreme gibi temel ihtiyaçların ötesinde soyut ihtiyaçları olduğunu da görebiliriz. Peki bir ihtiyaç söz konusuysa ve o ihtiyaç karşılanmazsa sonuç ne olur? Yemek ihtiyacımızı karşılayamadığımız takdirde, kan şekerimiz düşer ve hasta oluruz. Aynı şekilde duygusal ihtiyaçlarımızı gideremediğimizde de ruh sağlığımız bozulur. Korkularımızı yenemez, kendimizi güvende hissedemeyiz. İşte bu noktada insanın kutsala inanma ihtiyacı önem kazanır. Zihin cihazımız, psikolojik ihtiyaçlarımız giderilmediği takdirde korku, güçsüzlük, çaresizlik duygularıyla farklı arayışlara girebilir. Ruhsal hastalıklarda savunmasız kalan beynimizin soyut düşünce üreten yapısında da bozulmalar meydana gelir. Geçmişi ve geleceği algılayan insan, güven duygusunu korumak için belirsizliğe tahammül etmekte zorlanmaktadır.