Vakt-i zamanında Bayezid Camii'nde bir meczup, kalkan her cenazenin arkasına düşer, cenazenin arkasından ya vah vah eder, ya da yuh yuh çekermiş. İnsanlar bunu onun fırtınalı haline bağlar, ses etmezler, bilmeyenleri de ikaz eder, bir taşkınlık çıkmasına mâni olurlarmış. İrfan ehli ise meczubun verdiği tepkiye göre hemen mevtanın hayatını soruşturur, aradaki rabıtayı kurunca da bundan ibret alır, farklı hayatlar ve farklı akıbetlere dair dersler çıkarırmış.
Bir defasında meczup yine bir cenazenin ardından yuh çekmiş.Cenazenin acılı ve yeni yetme oğlu bu duruma fena içerlemiş. Etraftakilerin "delidir, ne yapsa yeridir" ikazlarına uyarak bir ses etmemiş. Ama "eh, sen de bir gün buraya tabut ile gelirsin, ben de senin arkandan yuh çekmezsem, yuh olsun bana..." diye içinden geçirmiş. Meczup bunu hissetmiş, belki de babası gibi bir hayatı olmasın, daha güzel ve iyi yaşasın diye delikanlıya bir ders vermeye karar vermiş.
Meczup oradan çıkınca hemen birkaç arkadaşına haber yollamış: "Yarın ölüyorum, beni tabuta koyup meydana getiriyorsunuz." Arkadaşları dediğini yapmışlar ve ertesi gün meczubun tabutu sanki ölmüş gibi musalladan kalkmış. Bir gün evvel dilediğini karşısında bulan delikanlı sevinçten şaşkın bir şekilde düşmüş tabutun peşine ve aynen meczubun yaptığı gibi yuh çekmeye başlamış. Arkadaşlarının omzunda giden meczup kapağı aralayıp başını tabuttan dışarı çıkarmış ve yuh çeken delikanlıya şöyle seslenmiş: "Baban gibi gideceksem eğer, cidden yuh olsun bana..."