Esad Erbîli Hazretleri'nin varlığın bizi cânândan ve evvelki huzurumuzdan ayıran en temel olgu olduğunu ve varlıktan kurtulmanın bizim için gönül darlığından kurtulmak için yegâne reçete olduğunu ifade eden şu tahmisi ise ne kadar manidardır:
"Bezm-i maarifden seni yok eylemiş bu varlığın
Mahza bu yüzdendir senin cânândan ağyarlığın
Öldür şu nefs-i ser-keşi öğren tarîkin barlığın
Yağma edersen varlığın gider gönülden darlığın
Mahv eyle sen ağyarlığın yâr olısar mihman sana" (Erbilî, Divan, s.186)
"Bekâ bağından ne gül oldum, ne diken
Ne fenâ şarabıyla sarhoş oldum, ne de aklı başında bir insan
Yükümü tarttım, dedim ki: / Ben hiçim, hiçten de hakirim
Hiçten ve hiçten daha hakir olandan bir hayır gelmez."
"Allah (cc) kâinâtı yoktan var etti. Sen de yok ol ki senden bir şey meydana getirsin. Mülke sultan olmaya altın gümüş gerek. Gönle sultan olmaya hiçlik gerek."
İbrahim b. Ethem'in (r. aleyh)
"Tekye-i sıdk ü rızada kıl makam, El-mukadder la yugayyer vesselam"
Rızanın doğruluk tekkesini kendine makam kıl, Kaderde yazılı olan değişmez, işte o kadar...
Mevlana'ya göre doğruluğun önündeki en büyük engel hırs ve tamahdır. Bu sevgilerden gönüllerini temizleyen salikler gerçek hürriyeti elde etmiştir:
"Kimde tamah varsa dili tutuk bir hale gelir. Nasıl olur da tamahla göz ve gönül aydınlanır, buna imkân var mı? Tamahkâr adamın gözünün önünde makam ve altın hayali, gözdeki kıl gibidir. Fakat Hak'la dolu olan sarhoş bundan müstesna. Ona hazineler de versen yine hürdür. Sevgiliye kavuşma devletine eren kişinin gözünde bu dünya murdar bir şeyden ibarettir. Fakat bu sarhoşluktan uzak olan sûfi, nihayet hırs yüzünden nursuz, pirsiz bir hale gelir. Hırsa mağlup olan, yüzlerce hikâye dinler de hiçbir ibret almaz."
(Mesnevi, c.2, 579-83)