فَقُوتُ الرُّوحِ أَرْوَاحُ المَعَانِي وَلَيْسَ بِأَنْ طَعِمْتَ وَأَنْ شَرِبْنَا
"Ruhun azığı, yiyip içtiklerin değil, manaların ruhlarıdır."
Sadece beden değil ruh da acıkır. Hatta ruhun gıdaya olan ihtiyacı çok daha fazladır. Zira beden bir tas yemekle doyar ama ruhu doyurmak asla bu kadar kolay değildir. Ruh lokma ile değil mana ile, maneviyat ile doyar. Gıdası azalan beden biraz hâlsizlik hisseder, belki biraz zayıflar. Gıdası azalan ruh ise bunalmaya, çırpınmaya, bocalamaya başlar. Ruhunu doyuramayan kişi buhrana, mutsuzluğa düçar olur, huzur ve rahatını kaybeder. Günümüzde toplumun bu çalkantısının, bu huzursuzluğunun sebebi de karşı karşıya kalınan büyük manevi kıtlıktır.
AIlah dostlarından Ebu'l-Hasen el-Harakânî (k.s.) der ki: "Allah Teâlâ seni dünyaya tertemiz bir şekilde getirmektedir. Sana tertemiz bir kalp, tertemiz bir göz, tertemiz bir kulak, tertemiz bir dil emanet etmektedir. Bu hayatta en büyük gaye, Allah'ın verdiği bu tertemiz emanetleri kirletmeden hatta iman ve amel-i sâlihlerle bunları tezyin ederek, sanatkarâne bir şekilde işlenmiş bir mücevher gibi daha temiz, parlak ve güzel hale getirebilmek; bu temizlik ve güzellikle sahibine teslim edebilmektir."
İTİKAT, İBADET VE AHLÂK ARASINDAKİ MÜNASEBET TEK SEVİYELİ DEĞİL ÇOK KATMANLI BİR MÜNASEBETTİR. BÜTÜN KATMANLARI BİRBİRİNE BAĞLAYAN VE HER BİRİSİNİ KENDİ İÇİNDE TUTARLI KILAN EN ÖNEMLİ HASLET İHLASTIR. İHLAS TEVHİDİN HEM ŞARTI HEM DE NETİCESİDİR.