İbn Arabi, İman İkrarı kitabında da bunun altını çizer:
Eylem (amel) imanın dışavurumudur, imanı açığa çıkarır ve sergiler. İman, ilmin iç yönüdür. Amel onu harekete geçirir ve körükler.
Eğer Ortaçağ İslâm bilginleri dirilip de günümüzde tekrar yaşayacak olsalardı, kendilerinin kaynaklık ettiği fikirlerin ilerlemesine değil de, değerler düzeninin tamamen altüst oluşuna şaşar kalırlardı. Kendi bakış açılarının merkezinin marjinalleştiğini ve marjinalin ise getirilip merkeze oturtulduğunu görürlerdi. Öncelikler bakımından, İslâmî sıralamada eskiden ikinci sırada bulunan "ilerleyen" ilmin, Batı için hemen hemen her şey haline geldiğini; ilk ve baş bilim diye bildikleri o değişme kabul etmeyen bilgelik ilminin ise, neredeyse hiçe irca edildiğini öğrenirlerdi.
Cihadı kutsal savaş, yani İslam'ın yayılması için girişilen savaş diye tercüme etmek Batılılarda gelenek haline gelmiştir. Nitekim İslâm Ansiklopedisi'ndeki cihat maddesinin yazarı oryantalist D. B. MacDonald yazısına şu vurguyla başlar: İslam'ın silahla yayılması bütün Müslümanlar için dini bir yükümlülüktür.
Halbuki Arapçadaki cihat ifadesi, doğrudan savaş anlamına gelmez. O konuda bir başka kelime mevcuttur: Harp. Cihat, Allah yolunda çaba, gayret manası taşır. Kur'ân çok açık ve net bir şekilde şöyle der: Dinde zorlama yoktur, Bakara, 2/256. İslam'ı bir korkuluk, bir "kılıç dini" yapmak için delil gösterilen bütün ayetler, kesinlikle bağlamlarından koparılmış metinlerdir. Mesela dokuzuncu sure olan Tevbe'nin kılıç ayeti denilen beşinci ayeti, bağlamından koparılarak su şekilde aktarılır: Puta tapanları bulduğunuz yerde öldürün! Önünden ardından kopartarak tek başına vermek suretiyle benzeri birçok ayet Kuran'da rahatça bulunup gösterilebilir. Oysa bağlamına baktığınızda (Yukarıdaki ayetten bir önceki şu ayete bakınca görüleceği gibi Tevbe, 9/4), o kimselerin bir anlaşma yapıldıktan sonra o anlaşmayı daha önce çiğneyenler veya Müslümanları dinlerini ikrar ve inançlarının gereğini yerine getirmekten alıkoymaya yeltenenler oldukları apaçık belirtilir.