Küçük Prens
Bu kitap benim için sadece bir çocuk masalı değil, rakamlarla boğulmuş, anlamını yitirmiş yetişkinler dünyasına karşı verilmiş en zarif dilekçe.
Okurken fark ettim ki, aslında Küçük Prens’in gezegenler arası yolculuğu, her birimizin modern hayatta düştüğü tuzakları anlatıyor. Kendi otoritesine aşık kralı, alkışlanmadan yaşayamayan kendini beğenmişi ya da dünyayı sadece sayılardan ibaret gören iş adamını okurken; aslında çevremdeki "büyüklerin" ne kadar da sıkıcı ve sığ bir döngüye hapsolduğunu gördüm. Yazara hak vermemek elde değil, "Büyükler böyledir işte, onlara bir şey anlatamazsınız."
Kitapta beni en çok sarsan kavram ise "bağ kurmak" oldu. Tilki’nin o meşhur dersi kulağımdan hiç gitmiyor, Birini evcilleştirdiğinde, yani onunla bağ kurduğunda, o artık senin için dünyadaki milyonlarca benzerinden farklı, eşsiz bir varlık haline geliyor. Gülünü o kadar özel kılan şeyin, onun için harcadığım zaman olduğunu anlamak; bana sahip olduğum her şeye ve herkese daha derin bir sorumlulukla bakmayı öğretti.
Küçük Prens bana şunu hatırlattı, gerçek değerler gözle görülmez, sadece yürekle hissedilir. Belki de hepimizin yapması gereken, içimizdeki o meraklı çocuğu çekip çıkarmak ve gökyüzüne bakıp şu soruyu sormak, "Acaba o koyun, o gülü yedi mi, yemedi mi?" Çünkü her şeyin anlamı, aslında bu kadar basit ve saf bir soruda gizli.
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Can Çocuk Yayınları · 2015279,8bin okunma
Dinle Ki Dinlenesin
Ömer Tuğrul İnançer’in Dinle Ki Dinlenesin adlı eseri benim için adeta bir fırtına sonrası sığınağı gibi oldu. Kitabın ismi bile başlı başına bir tefekkür konusu; yazar bize çok zarif bir şekilde hatırlatıyor ki, insan gönül gözünü açtığında, yani hakikati "dinlediğinde" ruhu sükunete erer ve gerçekten "dinlenir." Kitabı okurken, satır aralarında kaybolduğum değil, aksine kendimi bulduğum bir yolculuğa çıktım. İnançer, o kendine has, vakur ve nüktedan üslubuyla bir öğretmenden ziyade bir baba, bir yol gösterici bir şekilde muamele etmektedir okura. Tasavvufun derinlikli meselelerini o kadar yalın ve hayatın içinden örneklerle anlatmış ki edebi, nezaketi ve insan olmanın o ince sızısını mutfağımızdaki ocaktan, sokağımızdaki komşuluğa kadar her yere taşımış. Bu kitap bana, gerçek iletişimin konuşmak değil, muhatabının gönül diline kulak vermek olduğunu sabrın bir bekleyiş değil, bir duruş olduğunu yeniden öğretti. Kuru bir bilgi yığını yerine, yüzyılların birikimi olan bir medeniyetin neşesini ve edebini soluduğum bu eser, zihnimdeki kalabalıkları susturup kalbimin sesini duymamı sağladı.
Kısacası bu kitap, kelimelerin ötesine geçip sukût derinliğinde dinlenmek isteyen herkes için başucunda durması gereken bir hayat dersi... Durması gereken bir kitap...