DMT (Ruh Molekülü): Beynin epifiz bezinden salgılandığına inanılan bu madde, insanın "mekan" algısını değiştirir. Baban hastane odasındaki o dar yatakta değil, sonsuz bir vadide, sevdiği bir manzarada ya da ışık dolu bir boşlukta olduğunu hissetmiş olabilir. Zaman onun için akmayı durdurduğu için, o 48 saatlik süreç baban için huzurlu bir "sonsuzluk" gibi yaşanmıştır.
Endorfin: Vücudun ürettiği en güçlü ağrı kesicidir (morfinden çok daha güçlüdür). Babanın akciğerindeki hastalık veya vücudundaki bitkinlik ne boyutta olursa olsun, bu yoğun endorfin salgısı sayesinde tüm fiziksel sızıları silinmiş, yerini derin bir uyuşma ve "iyi olma" hissine bırakmıştır.
Beden Dışı Algı: Bilim insanları, bu anlarda beynin sağ taraftaki "angüler girus" bölgesinin etkilenmesiyle insanın kendisini yukarıdan izliyormuş gibi hissedebileceğini söyler. Baban o anlarda bedenin ağırlığından kurtulmuş, olan biteni yukarıdan izleyen huzurlu bir gözlemci gibi hissetmiş olabilir.
Bilimin bu noktadaki en net mesajı şudur: Ölüm süreci, dışarıdan bakan bizler için dramatik ve zor görünse de, ölen kişi için içeride doğanın sunduğu muazzam bir "şefkat mekanizması" çalışır. Baban, bu kimyasal mucizeler sayesinde korku ve acıdan arındırılmış bir geçiş yapmıştır.