Çaresizlik birçok şekilde hissedilebilir fakat birçok farklı yol olması, çaresizliğin acısını değiştirmiyordu. Çaresizlik insanın ruhunu her daim ilmek, ilmek kemirmekle yükümlüydü. Acının en suskun halini hissettirmekle, sessiz nidaların en baskınını duyurmakla yükümlüydü ve çaresizliği bedeninde taşıyan her insan bir yıkıma mahkumdu...
"Bir enkazla savaşmak korkakların işidir. Asıl mesele, zirvesi görünmeyen bir dağa karşı çıkmaktır ama korkaklar, genelde bu dağın yanından geçip giderler."
Sınırlayıcı düşüncelerimizle yarattığımız, sürekli tekrarlanan deneyimlerden oluşan bir döngüde yaşarız. Dünyamızı kendi inançlarımıza göre inşa ederiz. İnançlarımıza göre kendimizi kabul görmüş hissederiz ve bu doğrultuda daha da sabit fikirli hale geliriz. Neye inanırsak kendimize onu çekeriz. Oysa çok daha farklı düşünebilirdik. Bu durumda hayatımızda başka şeyler yaşanabilirdi. Gelgelelim insanın düşüncesini değiştirmesi o kadar da kolay olmaz İnanç kalıpları içimizde o kadar kökleşmiştir ki onlardan kurtulmak ya da onları değiştirmekte zorlanırız. Çoğu zaman onları anlamak bile güçtür...
Sadece mutlu olmayı istesek kolay olacaktı ama biz başkalarından daha mutlu olmak istiyoruz. Bu da oldukça zor çünkü onları daima olduklarından daha mutlu görürüz.
1. Her şeyi birbirine bağlayan bir enerji alanı vardır.
2. Bu enerji alanı, bizim rezonans alanımızla iletişim kurar.
3. Rezonans alanımızı duygularımızın, düşüncelerimizin ve özellikle de inançlarımızın enerjisiyle oluştururuz.
4. Bu enerjiyi kalbimizle, DNA'mızla ve düşüncelerimizle yayarız.
5. Rezonans alanı için uzaklığın da zamanın da önemi yoktur.
6. Rezonans alanı sayesinde herkesle ve her şeyle aramızda bir bağ kurulur.
7. Bizimle rezonans içine giren her kim ya da her ne olursa olsun, bu duruma tepki vermekten başka şansı olmaz.
8. Bizimle rezonansa giren her şey istisnasız hayatımıza çekilir.
9. Biz de aynı şekilde diğer rezonans alanlarına karşı koyamayız ve bizimle uyum içinde titreştiklerinde onlara çekiliriz.