Roma, Bizans, Orta Asyadan göçüp gelen kavimler bu bölünmüş ve kan davalı toplumları yüzyıllar boyu istila edip yönettiler. Orta Doğu'nun bu kan davası, yöneten kim olursa olsun devam etti. Yönetenler de hep bundan yararlanmasını bildi. Müslümanlık bir süre bu bölünmüşlüğü çatısı altında birleştirecek gibi olduysa da Muhammed'in ölümüyle birlikte çatışmalar tekrar su yüzüne çıkmaya başladı. Dört halifeden üçü öldürüldü. Türklerin bölgeye sızmaya başlamaları ile halifelerin emrine girmeleri kısmen sükûneti sağlasa da huzur asla bu topraklara gelmedi. Osmanlıların 500 yıllık yönetimi en huzurlu gibi görünse de bu kan davaları çeşitli mezheplerde bir araya gelen taraflarca bu defa da mezhep çatışmaları olarak devam etti. Öyle ki bu insanlar başka dinlere "ki o kimselerin bu kan davalarına karışmamış olmaları nedeniyle" hoşgörü ile bakarken dindaşlarının farklı mezheplerini baş düşmanları olarak gördüler.
680 yılında Hazreti Hüseyin'in Kerbela'da öldürülmesi son ve en büyük kan davası olmuştur. Şii ve Sünni çatışmaları adı altında Orta Doğu'nun bu kökleri Kandalanu'ya, Nebukadnezar'a, Semiramis'e kadar dayanan kan davaları şiddetlenerek devam etmektedir.
Ortadoğu'nun temellerinde barış ve birlik değil, ölüm ve ayrılık yatmaktadır. Her türlü zenginliğin ayaklar altındaki topraklarda bolca bulunmasına rağmen cehalet, kin ve düşmanlık onların yakasını bırakmayacak gibi görünmektedir.
(Kitabın son sayfasından alınmıştır.)
Yaşadığımız hayat ne kadar gerçek ve kadar bize ait...kitabın sonunda sorgulama yaptığımız konu bu oluyor...kendi seçimlerimizi mi yaşıyoruz yoksa başkasının planları dahilinde önümüze konulan hayatı seçtiğimizi mi sanıyoruz...
Fantastik bir örgü içinde geçen hikayede 1700 lü yıllarda ki Osmanlı dönemi işleniyor...saray ve Sultan'ın sembolik bir güç olduğu ama asıl gücün yeraltında gizlendiği,,,halkın ise bir dilenciler ordudunsan ibaret oldugu anlatılıyor...
Yaşadığımız hayat bir düşler tarlası mı...ve o düşler tarlasını yine de biz değil başkaları ekip biçiyor...biz de hamallığını yapıyoruz...
Kitapla ve sağlıcakla kalın...
Eğitimin her aşamasında görev yapmış olan yazar aynı zamanda akademik bir kimliğe de sahiptir. Bir kaç kitabını daha okuduğum Mehmet Kaplan, bize yitirdiğimiz bazı değerleri edebi bir dille hatırlatıyor. İnsanın ve dünyanın sadece maddeden varolmadığını, eğer ki manevi değerlerimizi, tarihimizi, Anadolu'yu unutursak bir gün adımız anılmayacasına yok olup gideceğimizi sorgulatıyor...
Tarihine, geçmişine, sanatına, diline, şiirine, türküsüne ve hatta ölüsüne sırtını dönenin, sırtı yerden kalkmaz...!
Kitapla ve sağlıcakla kalın...
Beş kitaplık serinin son kitabını, yeniden dirilişin tarihi olan 19 Mayıs günü bitirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Nüfusunun çoğunluğu köylü olan bir ülkeyi bataklıktan kurtarmak her babayiğidin harcı değildir. Askerlik hayatı boyunca birçok cephede savaşmış ve başarı göstermiş Mustafa Kemal'in Gazi Atatürk olma hikayesidir bu. Osmanlı hanedanlığı gibi esas unsur olan Türk milletini dışlamadan yanına alarak, sırtını onlara dayayarak ve onlara güvenerek bir zafer inşa etmiştir.
Bu vatan, Bu bayrak, bu millet onun eseridir...
Biz Bandırma vapurundayız...
Biz Mustafa Kemal'in askerleriyiz...
Hindistan Delhi de başlayıp Sitanbul da biten yolculukta İlimkar bir delikanlı ile nam Zencefil bir papağanın başından geçen distopik bir öykünün muazzam kurgulanışı...
Tavsiye olunur...
Uzakların ŞarkısıKaan Murat Yanık · Ketebe Yayınları · 20234,762 okunma