Hayat kısadır onu endişe, keder ve üzüntü ile daha da kısaltmayın. Hepimiz yolcuyuz. Hiçbir dert, dünyaya gelirken beraberimizde gelmedi. Bizimle beraber de gitmeyecek..
( Derviş hırkasını Ah’lar Ağacı’na asan Didem Madak’a ve asılmaktan hazzetmeyen kadınlara... )
İlk kez tesadüf ettiğimde aşka,
Yakası dantelli, kırık beyaz bir bluz vardı üstünde Camelia.
Mor tarlalarda debelenirdim o vakitlerde,
Cesaretim esaretime galebe çalamazdı.
Çalamamıştım cennetten kopmuş kapıyı,
Yüksündüğümden değildi vurdumduymazlığım,
Vursam çenene şiirlerimi, duymayacağından korkardım.
Aylak aylak dolaşırdım sahil kenarlarında,
Yatsı namazının ahirinde saçlarını okşayacağım çocuklar arardım.
İlk kez tesadüf ettiğimde aşka,
Göğsünde kurşun geçirmez bir zırh vardı:
Kitabın…
İnce parmaklarında büyüyordu 'Ah'lar Ağacı!'
Anlamıştım,
Dank etmişti kafama.
Senin de ah'ların vardı.
Senin de anlatamadıkların; bulutlara, kuşlara ve Allah’a…
İnsanlara zaten hiçbir şeyi anlatamazdın,
Anlatmamalıydın!
Ama sen çene çalsan,
Ben Beethoven piyano çalıyormuş gibi dinlerdim,
Ah’ların saplanırdı içime,
İçimden inlerdim.
Sokulacak olurdum göğsüne, annemin kurabiyelerinden atıştırıp,
Direnirdim korkaklığıma,
Yazmak, birilerine sunulan bir gösteri değildir
Ne alkış bekler ne de onay ister
Yazmak, insanın kendi içine doğru yaptığı en dürüst yolculuktur
Sen kalemi eline aldığında aslında kimseye değil, kendine konuşursun
Çünkü bazı şeyler vardır, söylenmez, anlatılmaz, sadece yazılır
Eğer bugün
Kimse okumuyor diye
Kalemi bırakmayı düşünüyorsan
Kendine şunu sor
Gerçekten yazmak mı istiyordun
Yoksa görünmek mi?
Çünkü gerçek yazar, görünmek için değil, susamadığı için yazar
İçindeki o ses susturulamaz
O fırtına dinmez
Yazmak, onun tek dilidir
İnsan bazen anlaşılmak ister
Ama daha derin bir yerde, insanın asıl ihtiyacı kendini anlamaktır
İşte yazmak tam olarak burada başlar
Kalabalıkların alkışında değil, yalnızlığın ortasında
Kimse okumasa bile, o kelimeler seni taşır
Seni toparlar
Seni sana anlatır
Çünkü yazmadığın her şey içinde kalır
Ve içinde kalan her şey, zamanla ağırlaşır
Yazmak, birilerine sunulan bir gösteri değildir
Ne alkış bekler ne de onay ister
Yazmak, insanın kendi içine doğru yaptığı en dürüst yolculuktur
Sen kalemi eline aldığında aslında kimseye değil, kendine konuşursun
Çünkü bazı şeyler vardır, söylenmez, anlatılmaz, sadece yazılır
Eğer bugün
Kimse okumuyor diye
Kalemi bırakmayı düşünüyorsan
Kendine şunu sor
Gerçekten yazmak mı istiyordun
Yoksa görünmek mi?
Çünkü gerçek yazar, görünmek için değil, susamadığı için yazar
İçindeki o ses susturulamaz
O fırtına dinmez
Yazmak, onun tek dilidir
İnsan bazen anlaşılmak ister
Ama daha derin bir yerde, insanın asıl ihtiyacı kendini anlamaktır
İşte yazmak tam olarak burada başlar
Kalabalıkların alkışında değil, yalnızlığın ortasında
Kimse okumasa bile, o kelimeler seni taşır
Seni toparlar
Seni sana anlatır
Çünkü yazmadığın her şey içinde kalır
Ve içinde kalan her şey, zamanla ağırlaşır
Dostoyevski, Suç ve Ceza kitabında:
“Herkesin, gidebileceği bir yeri olmalı” der ve ekler:
“Çünkü öyle bir an olur ki, insanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir.”