ilgen

Puan vermedi·136 syf.·
2023 17. kitabı
Descartes’ın metafizik üzerine derince analizlerinin yer aldığı bir eseri. Aslında o meşhur sözü olan “Cogito ergo sum” yani düşünüyorum, o halde varım tezine tek tek geliş sürecini anlatıyor. Okunma keyfi olarak eseri çok beğendim. Felsefe ve Descartes hakkında bilgi sahibi olmasanız bile rahatlıkla okunabilir bir kitap. Gelelim biraz incelemeye… Eseri toplamda altı düşünce(bölüm) olarak karşımıza çıkıyor. İlk bölümde Descartes’ın metodik şüpheciğini görüyoruz. Bugüne kadar bildiği doğruları bir kenara koyup, hakikatin peşinden koşacağını söyler. İkinci bölümde en sonunda hakkında şüphe edemeyeceği tek gerçekliğin kendi varoluşu olduğu sonucuna varır. Üçüncü bölümde biraz Tanrı kavramı üzerinde durur ve Tanrı’nın varlığını kozmolojik ve ontolojik delilleri kullanarak kanıtlar. Dördüncü bölümde doğru ve yanlış üzerinde durur. Bunu irade ve akıl kavramlarını karşılaştırarak yapar. Hakiki bilgiyi açık ve seçik olan bilgi olarak yorumlar ve yanılgılara düşme sebebimizi irademizin aklımızın önüne geçmesi olarak yorumlar. Bu yüzden aklı her şeyin önüne alır. Beşinci bölümde tekrar bir Tanrı kanıtlamasına girişir. Varoluşun özünü de Tanrı’ya bağlar. Son bölümde kartezyen felsefesinin sinyallerini verip akıl/beden ikilemini ele alır ve zihnin özü ile bedenin özünün bir olmadığı sonucuna varır. Akıl beden ilişkisine bu eserde yoğunluk vermez. Asıl meselesi hakiki ve şüphe duyulmayacak bilgiler üzerinedir… Herkese keyifli okumalar dilerim
MeditasyonlarRené Descartes · Alfa Yayıncılık · 20151,428 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Benim, ben varım, bu kesin. Ama ne kadar süre? Elbette düşünüyor olduğum sürece. Çünkü oldu da bütün düşüncelerimi bir anda durdurdum diyelim, işte o anda varolmaktan da hepten vazgeçmiş olurum.
Sayfa 37 - Alfa Yayıncılık, 2.basım, Ekim 2017
Peki, hakiki olan ne? Belki de sadece şu: Hiçbir şeyin kesin olmaması.
Sayfa 33 - Alfa Yayıncılık, 2.basım, Ekim 2017
Puan vermedi·152 syf.·
2023 16. kitabı
Nietzsche’nin yazmış olduğu ilk eseri. O yüzden inceleme yaparken, Nietzsche’nin sürü ahlakı kavramı, bengidönüş, üstinsan gibi kavramlarına gönderme yapmanın anlamlı olacağını düşünmüyorum. Nietzsche için Yunan kültürü önemliydi ve bu eserinde de Yunanlıların meşhur tragedyalarının nasıl ortaya çıktığı üzerinde durur. Ona göre Yunan tragedyası kısaca müziğin ruhundan doğmuştur. Hatta eserin ilk ismi veya başka yayınevlerinde şu şekilde bir isimle yayınlandığını görüyoruz: “Müziğin ruhundan/tininden Tragedyanın Doğuşu” Peki Nietzsche neden müzikten doğduğunu düşünüyordu? Ona göre ilk ve genel olan her zaman melodiydi. Ayrıca tragedyayı başlarda bir drama olarak değil de tamamen koro olarak görür. Yani eseri tragedya haline getiren şey; oradaki koronun bizzat kendisidir. Bu koro ise Dionysosça ögeler taşır. Bu ne demek peki? Dionysosça ögeyi anlayabilmek için tekrardan Yunan tragedyasının çıkışına gidelim. Tragedyalar iki sağlam temel (daha doğrusu tanrı) üzerine kuruludur. Apollon ve Dionysos. Apollon plastik sanatı yani daha çok estetiği ifade eder. Görüneni, bilinci ve bilincin yarattığı kurguları simgeler. Dionysos ise daha çok müziği temsil eder. Kendisi bir şarap tanrısıdır ve doğal olarak coşkuyu, kendinden geçmeyi ifade eder. İşte bu yüzden tragedyanın coşkun bölümü olan koroyu Dionysosçu öge olarak görür. Tragedyalar kendilerini ona göre ilk kez Homeros ve Arkhilokhos’un eserlerinde göstermiştir. Daha sonra Sophokles gibi yazarlar meydana çıkar. Bunlardan birisi vardır ki Nietzsche onu Tragedya ismi değil aksine onu bitiren kişi olarak görür. Euripides… Euripides tragedyalardan Dionysosçu ögeleri çıkartarak tragedyaların sonunu hazırladı ona göre. (Euripides gerçekten de tragedyada koroyu azaltıp, oyuncuları arttırmıştı) Yine Nietzsche göre tragedyayı sadece
Felsefe
Tragedyanın DoğuşuFriedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,172 okunma