Sadece kendi içsel zenginlikleriyle yaşayacak kadar ince ruhlu olanlar nesnelerin hakikatini algılayarak hazla içlerine çekebilirler. Aksi halde insanlar, nesnelerin cazibesiyle asla yetinmeyecek; cazibeyi, başkasının yoksun olduğuna sahip olmakla ve yoksunluğu da başkasının sahip olduğuna sahip olmamakla bağdaştıracaktır. İçsel zenginlik, özgürlüğün ve mutluluğun en esaslı unsuru olmayı her devirde ve her vasatta sürdürür. Tanpınar'ın dediği gibi "Asıl dava, derin bir şekilde yaşamak ve kendi kendisini gerçekleştirmek, ölümlü hayata şahsi bir çeşni vermekti."
İster mutlu ol ister mutsuz, sen, dünyaya kattığın şeysin.
Sözün özü şu ki bu çağın Müslümanlarının sorunu bilgi sorunu değil, ilgi sorunudur. Biz bilgisizlikten değil, ilgisizlikten kavruluyoruz. Duyduklarımızı hayata taşıyamıyoruz. Böyle olduğu için öğrendiklerimizin de bir kıymeti olmuyor.
Kardeşlik meselesini bizden daha fazla konuşan başka bir toplum yok. Böyle olmasına rağmen 1 milyar 700 milyon İslam ümmetinin kardeş olduğunu söyleyebilir miyiz? Kardeşlik başta olmak üzere her şeyimizi, amel sahasına taşımak için tamir etmek zorundayız.