Hayatı senin kitaplarından öğrenirken, bilmezken yaşamın doğurgan rahminde payıma ne düşeceğini, yolun başındayken daha ve deli gibi korkarken, hep bir ölmek arzusu yeşerdi göğsümde. O ağaçlar gibi yemyeşil ama ağır. O masada hayat dolu bir göğün altında neden o kadar çok ölmek istediğimi sana hiçbir zaman anlatamadım.
Bilirsin tuhaf yerlerinde yaraları vardır dünyanın. Çocukluğundan kalma saçma sapan yaralar. Yoksunluklar. Ölümler ve hastalıklar. Dünya çok gerçek gibi görünüyor ya, aslında bizden sakladığı bir şey var diye dudakları böyle sımsıkı. Susuyor ve bütün bu suskunluk onun kırk yerinden yamalı gerçekliğini kusursuz kılıyor. Konuşsa ağlayacak dünya, konuşsa göğsünde milyonlarca mezarla yürüyen acılı bir anne olarak hâlâ nefes alıp vermenin o korkunç rezilliğini eteklerinden dökecek.