Sonuçta, insan devamlı kendi ölümünü düşünerek yaşayamazdı ki. En iyisi bunu unutmaktı, yine de birinin kafasına bu düşünceler musallat olursa, o zaman dal budak sarıp yayılmaması, zehirli tohumlarıyla hayatı cehenneme çevirmemesi için, onları hemen kafasından söküp atmalı, yok etmeliydi. Günün birinde öleceğini düşünmemeliydi, yoksa insan aklını kaçırabilirdi.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsanlar zamanı ehlileştirdi, zincirli cep ve kronometre saatleri yaptı ve hâlâ zincirlerinde tutanlar için, zaman aynı minvalde akıp gidiyor. Ama onu serbest bıraktığın anda, herkes için farklı aktığını göreceksin.
Anı silinmiş miydi?
Hayır. Sadece derinlere gömülmüştü, tıpkı zamanında çekip çıkaramadığı bir iğnenin bedeninin derinliklerine saplanıp kalması gibi. Beceriksiz bir cerrah görmediği için bedeninde dolanıp duran bir kıymık gibi. Önce acı vermeden ya da bir şekilde, dikkati çekmeden bir yerlerde saklanıyor ve hareket etmeden bekliyor. Ama sonra günün birinde, bilinmeyen bir güçle harekete geçiriliyor, damarların ve sinir düğümlerinin içinden yıkıcı yolculuğuna başlıyor, yaşamsal organları söküp alıyor ve konuğuna dayanılmaz acılar veriyor.
İnsanlar, sonu olmayan bu umutsuz savaşta, nefsini savunma içgüdüsünün ve asla değişmeyecek olan devrimci ilkenin peşinden sürüklendiler: “Al ve paylaş!”