Bir güneş ışınının tavanda ve duvarda yürümesini izledi, sonra anlatmaya başladı:
"On yaşlarında bir afacanken, bir gün güneşi bir bardağa kapatmak hevesine kapıldım. Bir bardak aldım usul usul duvara yaklaştım ve... çat! Elimi kestim ve dayak yedim. Sonra avluya çıktım, güneşi gördüm bir su birikintisi içinde; atladığım gibi tepindim, tepinir misin... Baştan aşağı çamura bulandım. Tabiî, bir kötek daha... O zaman güneşin yüzüne bağırmaya başladım: 'Ne kadar da dövseler acımıyor işte, kızıl zebani, acımıyor!' Ve boyuna dilimi çıkarıyordum güneşe... Bu beni rahatlatıyordu, hıncımı alıyordum."