“Ana” Maksim Gorki’nin, sömürüye, yoksulluğa, baskılara karşı bir başkaldırı ve insanlığa bir umut romanıdır.
Gerçekçi edebiyatın örnek isimlerinden, sosyalist yazarın bu başyapıt romanı “Ana” 1906 yılında yayımlandı. Bir çok dile çevrilen roman, dünya klasikleri arasında seçkin bir yere sahiptir.
“Ana” işçilerin sömürülmesini, yoksulluğun nedenlerini, sınıf mücadelesini ve dünyada sosyalizmi anlatan, ilk roman olma özelliğini taşır. 1917 Ekim Devriminin ayak seslerini bu romanda duymak, insana heyecanla karışık bir mutluluk veriyor. Devrimcilerin, İşçi ve köylülerle birlikte, yoksulluğa, zor yaşama koşullarına, yetersiz beslenmeye ve toplumda yaşanan adaletsizliğe, neden olan sermaye ve sisteme karşı verdikleri mücadeleyi, okuyucunun da aynı anda yaşaması oldukça olası.
Devrim öncesi, sosyalistler, yaşanan tüm bu olumsuzlukların nedenlerini halka anlatarak, aydınlatırlar. Devrimcilerin, mücadele içinde ki duruş ve ruh hallerini de en gerçekçi bir şekilde bu romanda görüyoruz.
Romanımız, Pavel adında genç bir işçinin anası olan Pelage'nin kişiliği ve hayatı etrafında yaşanır. 1905 yıllarında Devrimi öncesi Rusya'nın ekonomik, sosyal ve toplumsal durumunu gözler önüne serer.
Kahraman Pelageya Vlasova, gerçek bir Rus devrimcisinin yaşamını yansıtır. Roman 1 Mayıs 1902 gösterilerinde tutuklanan devrimci gençlerin yargılanma sürecini ele alır.
Ana devrimci kitaplar okuyarak veya çevresindekilerle tartışarak kendini geliştirmiş biri değildir. O sıradan, halkın içinden ve onun değerlerine sahip, kilise ve çara bağlı biridir. Aynı zamanda oğlunu çok seven bir anadır.
Sıradan ev hayatı olan Pelage’nin, fabrika işcisi kocasının ölümü ile hayatı değişir. Kocası , yaşadığı zorlukların öfkesini, içki içip kendisini döverek çıkarmaya çalışan kaba ve