Sosyalist bir gerçekliği anlatan bir roman...
O dönemin Rusya'sını pek ok yönüyle çarpıcı bir şekilde anlatan,yanlızca bugünün işçi ve devrimci kuşakları için değil, edebiyat tutkusu olan her birey tarafından kesinlikle okunulması gereken ,her çağda geçerli olabilecek bir eserdir...
Sosyalist gerçekçi sanatın da ilk örneklerinden olan bu kitap; dünyanın hangi yerinde olursa olsun emekçilerin mücadelelerini, inandıkları uğruna gösterdikleri çabanın değerini gözler önüne seriyor.İnancın ne kadar önemli olduğunu bu inanç ateşinin bir kez yüreğe düştükten sonra bile bir ananın karanlık dünyasını nasıl aydınlatabileceğinin güzel bir örneği.Emekçilerin ideolojileri uğruna gösterdikleri direniş, artık bu dayatılan düzenin aslında böyle olmaması gerektiğinin, gerçeğin aslında alıştırılmaya zorlanılan durum olmadığını
gösteriyor.Yaşadıkları şeylerin aslında belirli güçler tarafından yaşamak zorunda bırakıldıklarını anlatmaya çalışan haykıran emekçilerin sesi.Susmayacak bir ses... Bir gün geldiğinde güçlerin maşalarının bu ses altında ezilebileceği bir gönül birliği.
Kitap sefalet ve görkemin beraber olduğu bir toplumda ortaya çıkan karmaşayı başarıyla yansıtıyor. Kocasının ve toplumun üzerinde uyguladığı baskı ve şiddete sesini çıkarmayan, hakkını arayamayan bir kadının, oğlunun ve çevresinin etkisiyle insanların acısını algılayan ve onları uyarmaya, uyandırmaya çalışan bir savaşçı haline gelmesini anlatmakta.
kitabı yeni bitirdim.açıkcası beklentimin biraz altında kaldı.bana kitapta anlatılan ortam fazla hayal ürünü gibi geldi.pavel ve annesi dışındaki karakterlerin içine pek giremedim.daha gerçekçi bir anlatım beklerdim.o insanların karşılaştığı zorlukların,içlerine girdikleri psikolojinin daha etkileyici anlatılması lazımdı bana göre.mesela şu an aklıma gelen charles dickens'ın iki şehrin hikayesi adlı kitabı fransız ihtilalinin olduğu ortamı,insanları,düşünceleri çok daha iyi anlatmıştır ve sizi romanın içine sokarak o dönemi yaşıyor gibi hissetmenizi sağlar.yine de okuduğum güzel kitaplardan biri olarak bir yer edinecek bende.
Öncelikle kitap gerçekten çok güzeldi zaten dünya klasiği pavelir cesur davranışları anasının çocuğunun daima arkasında durmasına kadar her şey çok hoştu uzun uzun anlatmıyacağım sadece son sahne benim en derin yerimden vurdu ananın başlarda sürekme ağlaması lakin ondan sonra pavelin (oğlu) arkasında durduktan sonra faşistliği enğeledikten sonra kendine bidaha ağlamıyacağına söz verip son sahnede göz yaşına hakim olamaması
Dünya klasiği boş yere olunmuyor. Hele de Rus edebiyatı.
Harika bir klasik okudum yine Rus Edebiyatı'ndan... Aslında lise yıllarında okumuş olduğum ama şu an kadar derinden etkilenmemiş olduğum bir eser.
Okuyun, okutun...
Bir ana düşünün hep zorluklar yaşamış, yaşamını anlamadan geçen, hep sövülen, yerilen bir kadın, ANA... Babasının değer vermediği, kocasından sürekli kötülük gören acılı bir ANA... Oğlu Pavel'in okuduğu yasaklanmış kitaplarla aydınlanması ile ANA da yaşamını sorgulamaya başlıyor.
İşçi sınıfının ezilmesi ile devrimciliğe gidilen yolda yaşananlar... Başta oğluna onay vermesede, ilerleyen zamanlarda oğlunun yoluna baş koyar ve olaylar, olaylar, olaylar...
.
-İnsanların ruhlarını öldürüyorlar anne. İşte asıl cinayet bu!
-Bir takım silahlar çıkartıyorlar, insanları öldürüyorlar ve bunu yapanlara devlet diyorlar.
-İleri gitmek isteyen önce kendisiyle savaşmalı.
Bir kadının her anlamda nasıl dimdik durabileceğini, nelere katlanabileceğini,sevdikleri için neleri gözden çıkarabileceğini anlatan muazzam bir kitap...
Ana karakteri çok güçlü bir kadın yıllarca eşinden şiddet görmüş ama sessizliğe mahkum edilmiş. Eşi öldükten sonraki zor yaşantısı,mücadele öyküsü,işçi sınıfının direnişine,başkaldırılarına destek vermesi hikayenin devamını güzelleştiriyor.
Bir kadının direnişini okumak isterseniz gözü kapalı tavsiye edilebilecek bir kitap.
Maksim Gorki’nin kalemi tartışılmaz çok güzel
Kitapları akıcı, sade ve en önemlisi sizi içine çekiyor..
Kitabımızın kahramanı Sosyalist bir genç;
Olduğu dönemin durum ve şartlarına karşı direnişini, çabalarını, arkadaşları ile savundukları fikir ve düşünceleri, hayallerini anlatıyor..
Beni etkileyen ise tek bir oğlu olan Ananın diğer çocuklara da ana olması ve onlarla verdiği mücadele
Kitabın sonuna doğru daha da heyecanlanıyorsunuz..
Keşke ikinci kitabı da olsaydı diyebileceğiniz bir eser
yani genel olarak komunist kitaplarda bi son olmuyor ama kitap uzun oldugu icin sonu guzel biter diye dusunmustum. bos bitti degmez gibi okumaya. kararligin onemini katar sadece :/
okunmuskitaplik
Var olan hiçbir şeyden korkmamak gerektiğini konuşup dururuz. Yeri gelir saçma bir sınavdan, yeri gelir ruhlardan korkarız. Korkulacak şeylerden biri vefasızlıktır. Korkmamak gereken şey ise sevgidir. Sonsuz bir sevgidir.. insan sevgiden korktukça insanlığını kaybeder. Varlığının sebebini ve yapması gerekeni yok sayar. Varlığımızı bulmamızda M. GORKİ’nin sözü yol göstersin.. “Şunu iyi bil anne,
İnsanlar korktukça bataklık içinde çürüyen ağaçlar gibi ölür giderler” s27 Okuduğum bu kitap biraz yorucuydu artık bitmesi gerek diye düşündüğüm anlar oldu. Ama okunması gerektiğini düşündüğüm bir kitap oldu
Cümleleri yine kitaptan bir cümleyle bitirmek isterim
“Çocuk doğurmak elbette güç şeydir; ne var ki insanlara iyiliği öğretmek bundan daha güçtür.”
Aleksey Maksimoviç Peşkov, en çok bilinen adı ile Maksim Gorki, Sovyet Rus yazar, sosyalist gerçekçi yazımın öncüsü politik eylemcidir.
1892 yılında Tiflis'te, Kafkasya Gazetesi'nde çalışmaya başladı. Yoksullukla ve acıyla dolu bir hayat sürdüğü için Rusça'da acı anlamına gelen Gorki takma adını kullanmaya başladı. 1895'te St. Petersburg'da yayınlanan bir dergide çıkan Çelkaş adlı öyküsü ile ünlendi. Ardından Yirmi Altı Erkek ve Bir Kız öyküsü yayınlandı.
Ünü hızla yayıldı. Bu öyküler kadar başarılı olmayan bir dizi roman ve öykü daha yazdı. Gorki'nin 1898 yılında yayınlanan ilk kitabı Hikâye Denemeleri (Очерки и рассказы) çok beğenilir ve yazarlık kariyerinin başlangıcı sayılır. İlk romanı Foma 1899'da basıldı. Bu dönemde sağlam bir olay örgüsü kuramaması ve yaşamın anlamı üzerine uzun felsefik tartışmalara girmesi romanlarının başarısını düşürür. 1906'da yazdığı ve Rus Devrimi'ne adadığı Ana en başarılı romanıdır. 1899-1906 arasında St. Petersburg'da yaşar. Gorki, Çar rejimine açıkça karşı çıkmış ve bu yüzden birçok kez tutuklanmıştır. Çarlık tarafından kontrol ve baskılara maruz kalmıştır. 1901'de Fırtına Kuşunun Türküsü isimli kısa şiiri yüzünden tutuklandı. Kısa sürede serbest kaldı, Kırım'a gitti.
Gorki birçok devrimci ile tanıştı. Lenin'le tanıştığı 1902 yılından itibaren aralarında yakın bir arkadaşlık oluşmuştur.
1902 yılında Rusya Edebiyat Akedemisi'ne seçilir. Ancak Çar II. Nikolas buna izin vermez. Anton Çehov ve Vladimir Korolenko bu tavrı protesto eder ve Akademiden ayrılır.
Başarısız olan 1905 Rus Devrimi sırasında Peter ve Paul Kalesi'nde kısa bir süre daha hapis kalır. Gorki Güneşin Çocukları adlı oyununu yazar.
Oğlunun Mayıs 1935'teki ani ölümünü takiben Gorki de, 1936 yılında Haziran ayında öldü. Her ikisinin de ölümü şüphe altındadır. Zehirlendikleri iddia edilmiş, ama bu iddia hiçbir zaman ispatlanamamıştır. Gorki'nin cenaze töreninde tabutu taşıyanlar arasında Stalin ve Molotov da yer alacaklardır.
1938'de Buharin'in mahkemesinde Gorki'nin NKVD başkanı Yagoda tarafından öldürüldüğü itiraf edilmiştir.