Sükûnet, dünyanın güzelliğine âşık olmaktır. Aslında ruhu sükûna ermeyen, hep bir koşuşturma içinde yaşayan insanlar, ölüm duygusundan kaçtıklarını düşünüyorlar, ölümle barışamıyorlar. Hâlbuki sükûnet, son nefese kadar güzelliği idrak edebilmek, onun şükrünü ifa edebilmek demek. Ruh sükûna ermedikçe çok hızlı bir şekilde hastalanabiliyoruz. Kalp kriziyle ilgili yapılan çalışmalar hırslı insanların kalp krizine daha çabuk yakalandığını gösteriyor. Kendimizle ve etrafımızla barışmamız lazım.
Aslında insan, ancak içindeki aydınlık kadar dışarıda aydınlık buluyor, içindeki güzellik kadar dışarıda güzellik buluyor. Bizler güzel gören gözlere sahip isek dışarıdaki güzelliği de çok daha iyi idrak edebiliyoruz. İçimizde bir huzur varsa dış âlemin huzursuzluğu içimize girmiyor. O içsel huzur insana bir kalkan oluyor. Ben bu iç huzuru, insanın sadece maddi âlemde yaşamaması olarak anlıyorum. Yani bir ayağımız maddi âlemde durup öbür ayağımızla manevi âlemleri gezdiğimizde, Allah'ımızla birlikte olduğumuzda huzursuzluğumuz da azalıyor. "Allah'ımız var ne gamımız var" demiş bir büyüğümüz. Tabii Allah'la beraber olmanın, manevi âlemde seyrüsefer etmenin modern dünyada yakalanması zor bir şey olduğunun da farkındayım. Çünkü bizi yolumuzdan alıkoyan, dikkatimizi dağıtan çok fazla unsur var. İnsan ister istemez daha maddeci bir hayatın içine çekiliyor, tamahkârlığın, bencilliğin kölesi hâline gelebiliyor. Sadece silkinip kendine bakabildiği zamanlarda bu hâllerden kurtuluyor ve kendi özüne, cevherine yaklaşabiliyor. O anları yakaladığımız kadar hayatın içinde itminan ve huzur bulabiliyoruz.
KS: Hocam şöyle düşünelim; bir evin içinde dinden, imandan, maneviyattan bahsediliyor; fakat rakamlardan, markalardan, araba türlerinden, ticaretten, parayı değerlendirmekten daha çok bahsediliyor. Çocuklarımıza bu şekilde ne verebiliriz ki? Dindar gibi görünen materyalist hayatlara da dikkat etmek lâzım. Küreselleşme rüzgârı bazen inandığını söyleyen insanları da aynı renge boyuyor, onlar da felâhın ve iyiliğin azaltmakta değil, çoğaltmakta olduğunu düşünüyorlar. Eğer kalbe kutsalın ışığı bu düşmemişse, eğer rakam hesapları, güç hesapları, makam hesapları, şöhret hesapları öne çıkıyorsa, dünyevi kaygılar ötelerle ilgili kaygıların önüne geçiyorsa orası bize virâne oluyor. İnsan ancak sonsuzlukla temas hâlinde, sonsuzluğa dokunarak tamamlanıyor aslında.
Anneler babalar çok meşguller, fakat biraz da evlâtla meşgul olmak lazım diye düşünüyorum. Esasında evlâtla meşgul olduğunuz zaman kendinizle meşgul oluyorsunuz. Çünkü evlât insanı çok ciddi manada eğitiyor. Esasında insanın eğitimi hiç bitmiyor, hayat boyunca devam ediyor.